Türk’ler Neden Lider Yetiştiremiyor?

muslimentrepreneurLiderlik kavramına geniş çerçevede 2007 yılında master için geldiğim ABD’de rastlamıştım. Üniversite’de Liderlik dersleri, workshoplar, seminerler düzenleniyordu. Eğitim departmanında Liderlik Doktorası yapan insanlarla tanıştım. O gün bugündür liderlik hakkında yazılar yazıyorum. Bu sefer Türk’lerin liderlik meselesinde neden geri kaldıklarını irdelemek istiyorum.

Bir toplumda lider dendiğinde aklına gelecek isimleri sorun. Size ya dini liderlerin ya da siyasi liderlerin isimlerini söyleyeceklerdir. Genellikle bu tarz toplumlar az sayıdaki güçlü liderlerin kavgaları altında ezilmeye mahkumdurlar. Toplumun liderlikten anladığı çok sığ olduğu için memlekette iki üç liderin arasında sıkışıp kalırlar. Ortadoğu başta olmak üzere şimdi de Türkiye de bu lige dahil olanlardan.

Liderliği salt siyasi ve dini temaya indirgeyen bir Türk toplumunun davranışları çok ilginç gelir bana. Mesela 23 Nisan’da çocukları Vali, Başbakan veya Cumhurbaşkanı koltuğuna oturtmaları bizim liderlik anlayışımızı göstermesi açısından manidardır. Bu o kadar içimize sinmiştir ki doğru kabullenmekle kalmayız, çocuklarımıza bir gün Başbakan veya Cumhurbaşkanı olabileceğini telkinleriz. (Sanki çok iyi bir şeymiş gibi) Çocuklarımıza yegane model olarak koltukları gösterdiğimizden koca bir neslin liderlik sendromuyla yetişmesine aracı oluruz.

Böyle bir toplum bunun sonucunda bir lideri aşırı sevme, işler tersine gittiğinde de aşırı yerme refleksleri verir. Zira bütün güç lidere verildiği için takipçileri ve sevenleri zamanı geldiğinde bunun altında ezilme tehlikesi yaşayabilirler. Kaderin garip cilvesi de lideri oraya kendileri çıkartmışlardır. Bu o kadar travmalara sebebiyet verir ki gün gelir toplumun bazı bireyleri liderin dediğiyle yatıp kalkarlar. Kabullenmeyenler de direniş göstererek büyük bir kaosun fitilini ateşlerler. Daha çok otorite, daha büyük bir direniş, daha fazla kargaşa, daha fazla gözyaşı derken testi kırılır ve sonrasında neyin geleceği belli olmayan bir döneme girilir.

Liderliğe tekil yaklaşım böyle bir tehlikeli sonucu doğurmuştur. Peki bunun yerine çoğulcu bir liderlik anlayışı tam olarak nedir? Kanımca bunun cevabı Kültürel Endüstrileşme‘dir. Ne yazık ki Türkiye kendi değer ve kültürünü endüstrileştiremeyenler sınıfındadır. Bunu biraz daha açmak istiyorum.

Kültürel Endüstri Oluşturabilmek

Kültürel Endüstrileşme kendi yemeğini, filmini, oyuncunu, girişimcini, tarihini, müziğini, sporunu, sanatını bütün dünyanın tüketebileceği kıvama getirip ondan ticari kazanç elde edebilmektir. Kısacası buna kültürel liderlik te diyebilirsiniz. Liderlik bir ülkede sadece dini veya siyasi figürlerle olabilecek bir şey değildir.

Yemek

Mesela herhangi bir Türk’e Türk yemeklerini sorduğunuzda alacağınız cevap Türk yemeklerinin dünya çapında yemekler olduğudur. Arkasından da şunu eklerler. “Ama bizim tanıtımımızda sorun var yoksa ohooo…”. Ben bu tanıtım meselesine inanmıyorum. Festivallerle yurt dışında dönerimiz, kebabımız, dolmamız yeterince tanıtılıyor zaten. Yurt dışında bir sürü lokantamız var yine de adam akıllı bir markamız yok. Ben bunun tamamen kültürel endüstrileşme sorunu olduğunu düşünüyorum. Size şöyle küçük bir örnek vereyim.

Amerika’da dokuz yıllık serüvenim boyunca şuna şahit oldum. Bir Amerikalı sossuz döneri yemeyi tercih etmiyor. Pilav üstü döner diye bir şey var bizde, siz sevdiğiniz için zannediyorsunuz ki herkes seviyor. Kesinlikle öyle değil çünkü pilav üstü dönerin yanında sos olmadığı için “Türk yemeği çok kuru” cevabını alıyorsunuz. Bunu bilen uyanık Araplar o kadar çok çeşitli sos koyuyor ki bütün yemeklerin yanında. Amerika’da en çok Arapların dönerleri tercih ediliyor. Küresel yemek oluşturmak için yöresel damak tatlarına uymak zorundasınız. Şu lahanadan, kuru fasulyeden vazgeçin artık nolur. Daha sos meselesini çözememiş bir milletin dünya yemek liginde lider olmasını nasıl beklersiniz.

Popüler Kültür

Türkiye’de dikkat ettiyseniz özellikle muhafazakarlar arasında popüler kültüre karşı bir mesafe hatta bir nefret söz konusu. İki muhafazakar kesim birbirleriyle yaka paça kavga etse bile ortak bir noktaları var. İkisinin de ciddi anlamda kültür oluşturamama hastalığı var. Bunun başında da popüler kültürdeki müzik, film, eğlence sektörünün kendi değerleriyle uyuşmadığı anlayışı yatıyor. Halbuki popüler kültür onların iddia ettiği gibi gençlerimizi tamamen yozlaştıran, felç eden bir şey değil. Problem olan popüler figürlerin yanlış rol modeli olmasıdır. Bunu da pekala aynı medyatik araçlarla önleyebilirsiniz. Bugün Amerika’da ünlü şarkıcıların, film yıldızlarının hayat hikayeleri bana hep ilham kaynağı olmuştur. Popüler kültürde Türkiye aslında çok mesafe aldı ancak bütün toplum katmanlarından destek alamadığı için bu mesafe daha çok yerelde kaldı ve kendi kabuğunu tam anlamıyla kırıp lider olamadı.

Spor Olimpiyatları

Her dört senede bir Spor Olimpiyatları gündeme geldiğinde ülke olarak tel tel nasıl döküldüğümüzü gayet iyi biliyorsunuz. Dünya çapında mücadele edebilecek sporcu yetiştiremiyoruz. Spor dendiğinde aklımıza Futbol ve Basketbol geldiği için mesela Jimnastik alanında hemen hemen hiç yokuz. Havuz sporları zaten hak getire. Bu kadar genç nüfusuyla madalya alamayan ender ülkelerden biriyiz çünkü sporda liderlik kavramını futbolde gol atmakla eş değer görüyoruz. Liderlikteki tekil anlayışımız bizi sporda da geri bırakıyor.

Girişimcilik

Girişimcilikte liderlik meselesiyle ilgili sayısız blog yazdım. Startup (Öz girişim) hakkında bir kitap ta yazdım ve şimdiye kadar aldığım geri bildirimlerde şunu söyleyebilirim. Gençlerimiz girişimciliğe inanılmaz derecede meraklı ve bir şeyler yapmak ve üretmek istiyor. Yalnız bunun nasıl yapılacağını ve nereden başlayacağını bilmiyor. Şahsen inanılmaz bir potansiyel gördüm. Girişimcilik için sevdiği diziyi terkedecek, bütün zamanını ona ayırmaya programlı çok gençle tanıştım. Bu alanda gençlerimizi yönlendiremiyorsak ülke olarak bu tamamen bizim suçumuz. Memleketteki siyasi ve dini tartışmalardan dolayı gençlere bir türlü sıra gelmiyor ki zaten. Neyin girişimciliğini neyin startupını konuşacağız. Bundan dolayı girişimci gençlere şu an için yurt dışına çıkmalarından başka bir şeyi tavsiye etmiyorum.

SONUÇ

Liderlik meselesini bütün kültürel alanlarda düşünebilirsiniz. Bunu başaran bir toplumun farklı düşünen insanları kaynaşma fırsatı yakalıyor. Aksi takdirde liderlik meselesini çözememiş bir toplum iç savaşa hatta parçalanmaya kadar gidebiliyor.

Kültürel zenginlik insanları birbirine yaklaştırdığı için Hukuk, Ekonomi ve hatta Siyaseti daha adilce tasarlamalarına yardımcı oluyor. Amerika Birleşik Devletleri iç savaştan sonra tamamen girişimcilik, spor, sanat, yemek, popüler kültür alanında yeniden kuruldu. Ondan önce neredeyse bugünkü hiç bir şey yoktu. Bugün geldikleri noktayı görüyorsunuz. Bundan dolayı Başkanlık yarışında Donald Trump veya Hillary’nin seçilmesi bundan böyle çok büyük bir fark oluşturmuyor.

Bugün Türkiye’de siyasi sorunları çözmek ve geri gidişimizi engellemek için bir lider bekleyenlere söylüyorum. Daha çok beklersiniz. Öyle birisi gelse bile aynı hatayı tekrarlamayacağımız ne malum. Bu bir kısır döngüdür ve bu döngüyü ancak kuralları değiştirerek kırabilirsiniz. Bunun da kültürel liderlikten geçtiğine inanıyorum.

Liderlik meselesi senin iki tane üç tane başkan vali seçmen değil, dünyada seni temsil edebilecek sporcu, şarkıcı, oyuncu yetiştirebilmektir. Yanında bi de dünya çapında yemeğin oldu mu lezzetine doyum olmaz tabii.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s