Muhafazakârların Sinemayla İmtihanı

sinemaFacebook’ta muhafazâkar kitleye hitap eden ünlü bir Yazar Sinema’nın menfi etkilerinden bahsediyordu. Şirk, cinsellik ve bohemliği ön plana çıkartan Sinema’yı eleştiriyor, takipçilerini uyarmaya çalışıyordu.

Ancak verdiği çözüm tartışılmaya açıktı. Sinema’dan uzak kalıp bu tür melâyani eğlencelerden uzak kalmamızı öğütlüyordu. Beyefendi’ye göre Sinema’ya gözlerimizi kapadığımızda sorun çözülecekti. Tabii ki bu duruma hemen itiraz edip polemiğe girdim. Polemik şöyle cereyan etti.

İlk önce kendi değerlerimiz etrafında iyi Sinema Yapımları yapabileceğimizi belirttim. Bu sözlerime yaklaşım biçimi ilginç oldu. İnsanların eğitim içeriklerine ilgi göstermeyeceklerini söylüyordu. İyi de ben onu kastetmemiştim zaten. Bunun üzerine eğitim içeriklerinden bahseden kim, sadece eğlence amaçlı evrensel değerleri işleyen filmler de izlenebilir dediğimde daha sert tepkiyle karşılaştım. Şirk içeren, nefsani arzuları tetikleyen filmlerin niteliğinin tehlikeli olduğunu söylüyor ve yazdığım Sinema Blogları konusunda da beni daha dikkatli olmaya çağırıyordu.

Böyle bir tepkiyle ilk defa karşılaşmıyordum ancak Sinema sektörüne “tu kaka” muamelesi bu sefer çağdaş ve muhafazâkar bir aydından gelince bu hususa değinmeyi yerinde gördüm.

Star-Trek-Into-DarknessMuhafazâkar’ların Sinema Karşısındaki Duruşu

Sinema karşısında Muhafazakârların duruşu eskiden çok daha katıydı. Oldukça mesafeli olan dindar çevreler dizi sektörüne yavaş yavaş girmeye başladılar. Sinema ise halen keşfedilmemiş bir alan. Gerek Türk Sinema sektörünün sınırlı kitleyicisi gerekse kaliteli yapım eksikliği ekmek kapısı olarak görülmediğinden dolayı Muhafazakârlar da Sinema alanına çok el atmıyor.

Yine de bu işin ekmek kapısıyla ilgisi olmadığına inananlardanım. Sinema’ya uzak duruş Muhafazakârların düşünce biçimiyle ilgili bir husus. Çok ciddi ilgili izleyici kitlesi olmasına rağmen işin yapımına gelince mesafeli duruşları çelişkili bir durum arzediyor. Bu düşünceyi tetikleyenler de başta dini grupların Kanaat Önderleri olmak üzere sair bazı aydınlar oluyor.

Kendilerine göre ciddi argümanları var. Bunlardan en önemlisi de işin caiziyet boyutu. Değişik film örnekleriyle de argümanlarını destekleyecek kuvvetli referanslar bulabiliyorlar. Onlar için cinsellik başta olmak üzere aldatma, rüşvet ve aşk gibi temalar Sinema’dan uzak durmak için yeterli. Özellikle Amerikan Sineması gibi her türlü temayı işlemeyi mübah gören sektörlere karşı daha dikkatli olmak lazım.

Sinema’yla ilgili Sorular?
Peki gerçekten Sinema Muhafazakâr aydınların tarif ettiği gibi bir şey mi? Peki Sinema’ya karşı alınan tutum ve çözüm onu inkar etmek, ondan uzaklaşmak mı olmalı?

sinema2Yoksa Sinema eğlence sektörüne tekâbül ettiği için tamamen gereksiz, lüzumsuz bir sektör mü? İnsanlar Sinema’yla meşru dairede haz aldıklarında bile bu tavır takınılması gereken bir tutum mu? En iyisi çok daha net bir soru soralım;

Sinema Dili Nedir ve Nasıl Olmalıdır?
Sinema’nın tanımında Muhafazakâr kitlenin algısında daha çok menfi duygular başgösterir. Bu ne yazık ki halen böyle. Eğitim alanından ticarete kadar Muhafazakârlar son yirmi yılda ciddi atılımlara imza attıkları halde Sinema işine gelince bocalıyorlar. Bu tanımlama dizi sektöründe de kendisini gösteriyor. Samanyolu TV gibi dizi sektöründe çok mesafe almış bir yayın grubunun bile senaryoları çok iç açıcı değil.

Samanyolu dizilerinde o kadar çok dram, şiddet ve hüzün var ki tariflere sığmaz. Türkiye’deki kış tatilimde hem kendim izlemeye çalıştım hem de pek çok insana sordum ve beklediğim aynı tepkiyi aldım. Hepsi benim gibi Samanyolu dizilerinin abartılı dram öykülerinden rahatsız. Ne yazık ki Muhafazakâr camia en başarılı olduğu yapımlarda bile senaryo içeriğinin cinsellik olmadığında her şey mübah anlayışını güdüyor. Abartmıyorum Samanyolu dizilerini 2 hafta boyunca izledikten sonra Psikolojim bozulmaya başladı. Her neyse..

Yani bu durum tamamen yaklaşım meselesidir. Zira Sinema ne Muhafazakârların bahsettiği gibi cinsellikten ibaret ne de Libarellerin gösterdikleri gibi bohemce yaşamaktan ibarettir. Sinema hayatın kendisinden ibarettir. İçinde menfi veya olumlu her türlü duygu ve düşünceyi görsel bir şölenle izleyiciye anlatabilme becerisidir.

Sinema Dili tarafsız olarak hayatın bütün anlarını hareketli resimlerle izleyiciyle buluşturabilme yeteneğidir.

muhafazakar_sinemaMuhafazakâr’ların Yanıldığı 2 önemli Husus

İşte muhafazakârların yanıldığı 2 önemli husus vardır. Birincisi ille de bütün filmler güzel şeylerden bahsetsin, içinde hep iyilik olsun, eğitim olsun, melek olsun ve en önemlisi de mutlaka manevi bir mesajı olsun. İkinci yanılgı da cinsellik olmadıktan sonra ne olursa olsun mantığıdır. İyi de hayat böyle bir şey değil ki. Yani hayatın kendisi hep olumlu şeyler olsaydı tamam diyecektik ama insan ihanete de uğruyor, aşık ta oluyor, kazık ta yiyor, intihar da ediyor, cinayet te işliyor vs.

Kaldı ki milyar dolarlık bir sektörden bahsediyoruz. Her bir filmi milyon dolarlar eden bir kapital Sanat icrasından bahsediyoruz. Dev bütçeli filmlerden yönetmen, oyuncu, ışıkçı, kostümcü, kameraman, asistanlar, makyajcılar gibi değişik yetenekteki insanların ekmek yediği sektörden bahsediyoruz. Bu kadar büyük Ekonomi dönen bir sektöre mesafeli durmak, onu öcüleştirmek doğru mu?

Onların diliyle soracak olursak böyle bir sektöre taraflı yaklaşmak, senaryoları tabiatından uzaklaştırmak ve en önemlisi de gereksiz şekilde mesafeli olmak caiz mi? Peki Sinema’da meşru dairedeki filmleri izlerken haz almak günah mı? İnsan aklının, zihninin ve duygularının görsel bir doyuma ihtiyacı hiç mi yok? En önemlisi de şu soruyu soralım: Sinema’nın evrensel diliyle kendi değerlerinizi bütün dünyaya anlatabilmek mümkün değil mi? Mümkünse sizi geri durduran hususlar nelerdir? Yoksa Evrensel Sinema Dilini yakalamakta önemli hatalar mı yapılıyor?

Bu soruları cevaplamadan önce Muhafazâkar’ların yaptıkları hatalara bakalım.

2012_the_hunger_games_003Muhafazakârlar’ların yaptıkları Hatalar:

  • Repliklerle manevi mesajlar vermeye çalışmak
  • Cinsellik out, şiddet dram her şey in yaklaşımı
  • Dram ve şiddet içeriklerine aşırı yoğunlaşma
  • Mana Önderleri’nin filmini belgesel düzeyinde çekmek
  • Eşsiz manevi hikayelere aşırı güven ve öyküleme tekniklerini geri plana atma
  • Aşırı gerçekçi tarihsel hikayelere odaklanma, sıfırdan kahraman karakterler oluşturamama
  • Tarihi hikayelerin çok aşırı realize edilmesi ve gerçeklikten kopma
  • Sinema’nın görsel öyküleme tekniğini geri plana itme, repliklere aşırı yüklenme
  • Kuran-ı Kerim’deki Dabbe, Şeytan, Cin gibi korku dini temalara aşırı bağımlılık ve yenilikçi korku temaları oluşturamamak
  • Gerçekçi karakterlere aşırı bağımlılık, Bilim-Kurgu gibi sanal soyut yapımları küçümseme
  • Kültürel ve dini öğelere aşırı vurgu, yalın ve akıcı anlatımdan kaçış
  • Senaryo’da zamanla (timeline) oynamayı küçümseme, hikayelerin düz zaman çizelgesinde sıkıcı anlatım tarzı
  • Hikayelerin sadece Muhafazakârlar kitleye hitap etmesi, genel kitleyi yakalayamama
  • Sinema’dan alınan hazzın günah olarak algılanması
  • Amerikan standartlarındaki kamera, ışık, ses ve efekt tekniklerinin halen yakalanamamış olması, Sinema eğitimine yeterince önem verilmemesi
  • Yanlış oyuncu tercihleri, oyuncuların manevi karakterlere uygunluk endişesi
  • Animasyon sektörünü çizgi film olarak görme, yeterli desteği vermeme
  • Ve En Önemlisi: Dünya çapında örgütlenebilme becerilerine rağmen Sinema’nın Uluslararası Dağıtım Kanalları konusunda hiç mesafe almama

Peki Çözüm Nedir?
Yukarıdaki sorunların çözümü Sinema’ya karşı tarafsız olmaktan geçiyor. Çözüm Sinema’ya olduğu gibi muamele etmek ve onun gerektirdiği bütün yetkinliklere riayet etmektir.

Senaryo tekniklerine riayet etmek, dağıtım kanallarını geliştirmek, mesajlarını replikler yerine öyküleme teknikleriyle vermek, Animasyon ve Bilim-Kurgu gibi soyut türlere karşı bakış açısını değiştirmek, Tarihi, Dini Manevi Karakterleri olduğu gibi anlatmak yerine onların temsil ettikleri felsefeleri işlemek, manevi mesajları direkt vermek yerine öyküleme sırasında dolaylı olarak vermek, genel kitleye hitap edebilecek yalın öyküleme dili kullanmak gibi örnekler çözüm olarak sunulabilir. Eğer ille de replik hastasıysan da aralara istediğin manevi “cool” cümleleri serpiştirebilirsin. Hikayeyi rayından tamamen çıkartıp Sinema’yı katletmenin anlamı yok.

Gravity Sandra Bullock and George ClooneyAmerikan Sinema’sından Güzel Örnekler
Amerikan Sineması öyle herkesin bahsettiği gibi menfi duyguları işleyen bir sektör değildir. Dünyanın en gelişmiş Sinema Endüstrisine sahip Hollywood’da ders alabileceğiniz, bir şeyler öğrenebileceğiniz ve kendinize fimlerden bir şeyler katabileceğiniz yapımlar mevcuttur.

Star Trek Into Darkness filminde Liderlikle ilgili önemli temalar bulabilirsiniz. Bana göre bu film İşletme okuyan öğrencilerin mutlaka izlemesi gereken bir filmdir. Elysium zengin-fakir çatışmasını ölüm üzerinden yalın bir akiyon diliyle işleyen ilginç bir yapımdır. Ne kadar uzun ve zengin yaşarsanız yaşayın şahın da piyonun da bir gün aynı kutuya gireceğini başarıyla betimleyen önemli bir filmdir.

Gravity gezegenimizin bizim yaşamımız için nasıl hususi tasarlandığını Uzay’da verilen yaşam mücadelesiyle eşsiz şekilde anlatır. Sundra Bullock ile Uzay’ın hava boşluğunda birlikte seyehat ederken, Yer Çekiminin nasıl bir lütuf olduğunu keşfedebilirsiniz. The Wolverine ile Cesaretin Teknolojiyle nasıl buluştuğuna şahit olabilir, insanın özündeki cesaretin mutant gibi bir canavar olmakla hiç bir ilişkisi olmadığını anlayabilirsiniz.

The Hunger Games‘de Otoriter düzenin mantığını çözebilir, acımasız arenada adeletsizliğe karşı onların kendi diliyle meydan okuyan bir kahraman karşısında eriyebilirsiniz. Bu filmden sonra Melih Arat gibi av mı yoksa avcı mı olduğunuz konusunda kendi kendinizi tekrar gözden geçirebilirsiniz.

Oblivion ile Tom Cruise’un geçirdiği hafıza eksikliğini belki bir gün siz de hayatınızdaki önemli bir aşk ile giderebilir ve eski güzel günlere tekrar geri dönebilirsiniz. Oblivion insan ile robotların arasındaki en büyük farkın aşk olduğunu, bunun için hafızaya bile meydan okuyabildiğini anlatabilen son derece başarılı bir Bilim-Kurgu yapımıdır.

Kendinizi daha çok özgür hissetmek istiyorsanız Django Unchained filmiyle zincirlerinizi kırabilir ve modern köleliğinizi tekrar gözden geçirebilirsiniz. En önemlisi de özgürlüğünüz için her şeyi göze almanız gerektiği konusunda önemli ip uçları öğrenebilirsiniz.

Yaratıcıyı çok merak ediyorsanız ve aklınız karışıksa Life of Pie filminden sonra siz de Okyanus ortasında bir Kaplanla yalnız birlikteymiş gibi çaresizlik ve korku hissi yaşacaksınız. Ancak çaresizliğinizi korkunuzla yüzleşerek yendiğinizde evrenin tek Sahibine dolaylı olarak ulaşmanın hazzını da yaşacaksınız.

Sonuç
Yukarıdaki Amerikan Film örneklerinde liderlik, cesaret, korku, hafıza, aşk, adalet, tutku, mücadele, hırs, sabır gibi önemli temaların son derece yalın bir dille ve genel kitleye hitap edebildiğini gördük. Demek ki Muhafazakâr kitlenin bahsettiği gibi mesajınızı vermeniz için ille de repliklerle oynamanız gerekmiyor.

Hiç bir dini, kültürel referans olmadan da bunu yapabilmek pekalâ mümkün. Yeterli teknik donanımla birlikte öyküleme tekniklerine olan bakış açısının değişmesi halinde Muhafazakâr cemiyetlerin Sinema konusunda da ciddi mesafeler alacağından kuşkum yok. Yine de bunun zamana vâbeste olduğu son derece aşikâr.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s