The Wolverine

The Wolverine - Kurt Adam

[Dikkat az da olsa Spoiler içerir, yine de filme gitmeden önce okuyun derim 🙂 ]

Geçen hafta en çok beğendiğim film oldu The Wolverine. Baştan sona Japon filmi izledim desem yeridir. Japon Teknolojisinin geldiği son noktayı Japon kültürüyle bütünleştirmeleri bence filmi diğer X-Men serilerinden daha farklı kılıyor. X-Men serileri içinde şimdiye kadar bu kadar etraflıca işlenmiş kültürel bir tema hatırlamıyorum. The Wolverine bundan dolayı diğer serilerden farklılık arzediyor.

Bir esir kampında Nagazaki’ye Amerikalı’lar tarafından atılan atom bombasıyla başlıyor film.  Kurtadam Logan (Hugh Jackman) Japon asker Yashita’yı bu felaketten kurtarıyor. Kurtarmasına kurtarıyor ama “iyilik yap iyilik bul” Karma felsefesinin her zaman geçerli olmayacağı, bazılarını atom bombasının değil, hırs duygusunun öldürebileceği anlatılmaya çalışılmış.

YIllar sonra Yashida kendi isminde ülkenin en büyük ve zengin Teknoloji şirketini kurmuş olarak yaşlı ve hasta olarak ölüm yatağında Logan’ı tekrar bekliyor. Bu defa vedalaşmak için onu Japonya’ya ya getirtiyor. Gerçek niyeti ise bunalım içindeki Logan’ı ikna edip güçlerini değiş tokuş etmek. Kendisini büyük bir aile kavgası içinde bulan Logan bir yandan Yashida’nın güzel torunu Mariko’yu kurtarmaya çalışırken bir yandan da ilk defa başka faniler gibi ölümle, yarayla, bereyle, doktorla yüzleşiyor.

Bilindiği gibi Amerika şimdiye kadar Hiroshima ve Nagazaki’ye attığı atom bombasından sonra hiç özür dilemedi. Binlerce kişiyi katlettikleri halde, radyasyonun etkileri sonraki nesillerde bile görüldüğü halde hiç bir zaman özür dilenmedi. Bunun yerine Japonya’ya askeri gücün zayıflatılması karşısında Teknoloji yardımı yapılmasına karar verildi. Yani bir nevi fiili özür sayılabilir. Japon’ların Amerika’ya ticaret yapmasını kolaylaştırdıkları gibi önemli sayıdaki Japon gençler Amerika’da eğitim görüp memleketlerine geri döndüler. Japonya’nın kalkınmasında eğitimli gençler ve Amerika’nın pozitif ayrımcılıklı desteği büyük bir rol oynadı. Filmin başında atom bombasıyla başlanması bir çeşit farklı bir özür algısı izlenimini veriyor.

Samuray Savaşçısı, Samuray kılıcı, geleneksel aile modeli gibi önemli Japon kültür öğeleri kullanılmış. Japonya’nın Teknolojik gücünü de bu öğeler etrafında birleştirebilmeleri filmin önemli başarılarından. Zaten oyuncuların çoğu Japon, güzel uzun Japon kadınlarıyla, yakışıklı Japon erkekleriyle film hem göze hitap ediyor hem de Japon geleneksel dövüş tekniklerinin modernize edilmesiyle film izleyicide eşsiz bir aksiyon doyumu sağlıyor.

Senaryoda Ana Karaktere Odaklan

Bence Amerikan senaryo formatında kültürü bir yan unsur olarak serpiştirmeleri çok önemli bir seçim. Japon kültürüne odaklansalar bile bu sadece çevresel bir bileşken. Senaryonun merkezinde her zaman olduğu gibi baş kahraman var. Bu defa da X-Men’in önemli kahramanlarından The Wolverine yani Kurtadam Logan üzerine odaklanılmış. Elinden çıkan uzun demir pençelerindeki köklerine kadar ana karakteri işlemişler. İşte Amerikan senaryo formatının başarısı burada saklı. Filmin başkahramanını derinlemesine işlemek, onun duygularını, cesaretini, öfkesini yani bütün karakter özelliklerini seyirciyle buluşturmak. Ana kahraman- İzleyici buluşması ne kadar çok olursa insan kendisini ana kahramanla o kadar çok özdeşleştirecek ve film o derece zevk verecektir.

Gerçekten de şimdiye kadar The Wolverine karakterine bu kadar çok odaklanıldığını hatırlamıyorum. Onun geçici süreliğine ölümlü hüviyet kazanması, yaralanması ve ilk defa doktor tedavisi görmesi (hayvan doktoru) Kurtadam özelliklerini “ya olmasaydı” yönünden göstermesi açısından oldukça başarılı. Yani siz ana kahramanı ya bütün özellikleriyle sunup, onu akıl almaz mücadeleye sokarsınız ya da yeteneklerini eksiltip aynı mesajı dolaylı yoldan vermeye çalışırsınız. Bir kahraman doğuştan doğar felsefesini işleyen güzel bir film olmuş. Kurtadam’ın yetenekleri de azalsa, bir kahraman her zaman kahramandır şemasını işleyen bu tarz filmleri her zaman sevmişimdir.

Japon – Amerikan ortak yapımı bu film biz Türk’lere gelecek adına önemli ip uçları sunuyor. Amerikalı’lar gerçekten de profesyonel iş dünyasında birlikte çalışmaktan zevk alacağınız ve birlikte güzel işler çıkartabileceğiniz önemli bir millet. Son zamanlarda Çin-Amerikan, Güney Kore-Amerikan yanı kısaca Asyalı-Amerikan çalışma modellerini görüyoruz. Asyalı’lar artık son zamanların dünya yıldızları arasında. Hem eğitimli ve kalabalık nüfusları var, hem Teknoloji’ye hakimler hem de en önemlisi iyi İngilizce biliyorlar. Gerçi ben Çin’lilerin İngilizce’lerini zor anlıyorum ama en azından bizden daha iyi cümle kurabiliyorlar.

İnsan başka milletlerin Teknoloji ve Sanat’ta geldiği son noktayı görünce imrenmiyor değil. Keşke Türkiye’nin de derin kültürünü bütün dünyaya tanıtabilecek, insanlara farklı bakış açıları kazandıracak vizyon, strateji ve önemlisi tutkusu olsaydı. Sinema alınında ilerlemek demek Teknoloji’de de, Edebiyat’ta da ilerlemek demektir. Öyküleme tekniğinden tutun efekt, oyunculuk, kurgu, yönetmenlik, yapımcılık gibi bütün unsurları birlikte düşünmek gerekir.

Türk-Amerikan Vizyonu

Bu tartışma çok su götürür ancak şunu söyleyebilirz ki Türkiye’nin Sinema alanında değer yaratması, ileride Türk-Amerikan yapımı vizyonuna sahip nesiller yetiştirmesi için biraz daha zamana ihtiyaç var. Kolay da değil ama imkansız da değil.  Türk-Amerikan yapımı filmler önemli bir vizyondur, ve ilim Çin’de de olsa, Amerika’da da olsa gidip almamız gerekir. İşin ilginç yanı Amerika buna son derece açık olduğu halde biz bunu henüz beceremiyoruz.

Evet bir gün bizim insanımız da büyük Sinema projeleri üretecek ve bir gün biz de haklı olarak gururlanacağız. Güzel oyuncularımızı dünyanın önemli filmlerinde göreceğiz. Kendi kültürümüzün ince derinliklerini aksiyon sahneleriyle süsleyebileceğiz. Büyük yönetmenlerin, yapımcıların çıkacağı günleri dört gözle bekliyoruz. Hindistan, Çin, Japonya ve Güney Kore insanlarını şimdiye kadar başardıkları açısından en samimi duygularımla tebrik ediyor ama bize de henüz daha sıra gelmediğini hatırlatmak istiyorum. Bence şimdilik ahhları bir kenara bırakıp elinize mısır alın ve bu filmi kaçırmayın.

Not: Film bittiğinde çıkan yazılara hemen aldanmayın, biraz bekleyin, yazılardan sonra önemli bir sahne daha var.

 

One thought on “The Wolverine

  1. Geri bildirim: Muhafazakârların Sinemayla İmtihanı | 2kere2beseder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s