Elysium

Elysium_PosterRamazan ayından sonra, uzun aradan sonra sinemaya gittim. Elysium hakkında tuhaf yorumları duyunca tereddüt etmiştim ama ne kadar haklı bir karar verdiğimi filmi izledikten sonra gördüm. Elysium sınıfsal çatışmayı işleyen Matt Damon’un oynadığı ve District 9 filminin yönetmeni Neil Blomkamp‘ın yönettiği bilim kurgu bir filmdir.

2154 yılında dünyada hastalıklar başgöstermiş, fakirlik artmış ve Armadyne isimli şirket uzayda zenginler için ultra-yaşam standartlarıyla donanımlı uzay istasyonu yapmıştır. Elysium denen bu uzay istasyonunu habitatında zengin insanlar her türlü hastalıktan azade, en güzel nimetlerle binlerce yıllık yaşam sürerken, dünyadaki diğer insanlar kendi kaderlerine terk edilmiştir. En gelişmiş yapay zekalı robotlar dünyadaki insanları kontrol altında tutarken, Elysium’daki servet-i fünuncular için ise hizmet görevi görmektedir.

Elysium’dakiler en ufak bir hastalıkta kendilerine Armadyne şirketi tarafından sağlanan iyileştirme makinelerinde bütün bedeni arızalarından amade yaşayadursun, zavallı dünyalılar eski püskü hastanelerde yaşam mücadelesi  veriyorlar, yıkık dökük evlerde yaşıyorlar. Canlarının derdine düşen dünyalılar, Elysisum’a gitmek için illegal yöntemler bulsa da, ya uzay gemisinde Elysium’a varmadan önce ölümle cezalandırılıyor ya da varabilenler yakalanıp tekrar dünyaya iade ediliyor.

İş kazasıyla radyosyana maruz kalan Max DeCosta (Matt Damon) kalan son 5 gününde ölümden kurtulmak için Elysium’a gitmeye karar veriyor ve bunun için zaten önceden tanıdığı Direnişçilerin yanında soluğu alıyor. Bundan sonrası zorlu ve anlamlı bir maceraya dönüşüyor.

 

Epik Tiyatro (Diyalektik Tiyatro)

İlk önce şunu belirtelim. Bu çok klasik bir Neil Blomkamp filmidir. Eğer District 9‘u izlediyseniz bu filmin de ünlü Alman Bertold Brecht‘in dünyaya kazandırmış olduğu ‘Epik Tiyatro’ formatında olduğunu göreceksiniz. Bazılarınca ‘diyalektik tiyatro’ olarak ta adlandırılan ‘epik tiyatro’ da siz kendinizi filmin kahramanıyla özdeşleştirmek yerine yaşadığı acıya geçici süreyle ortak olmayı tercih ediyorsunuz. Yani kendinizi hiç bir zaman kahramanın yerine koymuyor, ancak kahramanın aşırı dramını anlamaya çalışıyor ve sadece bu acıya ortak olmaya çalışıyorsunuz.

Bertold Brecht  1940’larda gittiği Hollywood’da yazdığı epik tiyatro senaryolarıyla dünyaca iyice tanınmış ve diyalektik tiyatronun kurucusu olarak kabul edilmiştir. Epik tiyatro türü filmler en zor yazılabilen senaryo türüdür. Filmin sonunda kendinizi tamamen soyutladığınız kahramanınızın dramı için kuvvetli bir “vayy bee” detirten senaryo türüdür ve gerçekten de bu tür senaryo tülerini yazmak oldukça zordur.

Türk tarihinde en tanınmış diyalektik tiyatro türü Eşkiya filmidir. Filmin sonunda Eşkiya ile kurduğunuz bağ sadece onun acitasyon yönüdür. Sizi ilgilendiren Eşkiya’nın eski aşkının elinden zorla alınması, sonra tekrar yalancı çekle ihanete uğraması ve sevdiğine kavuşamadan ölmesidir. Yaşayan kişi değil, yaşanan duygulardır, filmde akan duygu selinin sizin içinizi de harekete geçirip “vayy bee” dedirtmesidir. Epik Tiyatro’da aşırı dram yeterli değildir, dramın izleyiciye aktarılırken kullanılan üslup ve bunun yanında sahne dekorasyon ve tasarımı da önemlidir.

Hatırlarsanız Eşkiya filmi getto bir mahallede geçiyordu. Kaldıkları otel 3. sınıf bir yer ve oteldeki bazı karakterlerin de ayrı bir dramı filmde izleyiciye aktarılıyordu. Kardeş diye aslında sevgilisini hapisten kurtarmak isteyen hain bir kadının ihaneti de filme ayrı diyalektik katıyordu. Yani aşırı dram her zaman epik tiyatro formatı demek değildir, sizin bunu filmin diğer karakterleriyle ve getto gibi sahne mekanlarıyla aktarma biçiminize bağlıdır. Diyalektik Tiyatro’da getto gibi yıkık dökük evlerin ve fakirlerin olduğu mekanlar son derece tipik bir seçimdir.

 

Elysium da Epik Tiyatro Türüdür

Neyse biz Elysium filmimize geri dönelim. Elysium filmi de diyalektik tiyatro türünde tipik bir filmdir ve en önemlisi aynı zamanda bilim-kurgudur.  Neil Blomkamp bilim kurgu ile epik tiyatro türünü birbirine başarılı şekilde bağlayabilen ender genç yönetmenlerdendir.  Hem District 9‘da hem de Elysium‘da aşırı dramatize edilmiş Ana kahramanlar varlıklarını korurken getto gibi yerleşim birimlerinde geçmesi de tesadüfü değildir. Elysium’da da aynı diğer epik tiyatro türlerinde olduğu gibi yan karakterler dramatize edilmiştir. Max sadece kendi hayatını kurtarmaya çalışırken, aşık olduğu kadının çocuğunun hayatını da kurtarmaya karar vermiş, sonra daha da ileri giderek bütün herkesin hayatını kurtarmaya karar vermiştir. Başkası için yaşama idealini seçtikten sonra daha güçlü olmuştur.

Elysium’daki ayrıntılar oldukça ilginçtir. Sanki zenginlerin kendi aralarında Fransızca konuşması 1789’daki Fransız İhtilali‘ne gönderme niteliğindedir. Dağılan yüzü dahil olmak üzere her türlü yara, bereyi, hastalığı iyileştirebilen tarayıcı makinesine gözümüze sokarcasına Medusa figürünün yerleştirilmesi Yunan mitolojisindeki Medusa‘nın cezalandırma hikayesine bir gönderme niteliğindedir.

Filmdeki eksiklik kanımca Elysium’daki binlerce yıllık yaşama sahip bir insanın tam olarak ne düşündüğünü ve duygularını tam olarak yansıtmayışlarıdır. Halbuki ben Elysium’daki standart bir insanın ne hissettiğini çok merak ediyordum. Mesela her türlü imkana sahip Elysiumlular aşkı nasıl yaşıyorlar. Senaryodaki aşk hikayesi iki dünyalı üzerinden gidiyor ve bence bu büyük bir eksiklik.

Bununla birlikte Elysiumlular için az da olsa ölümün kendilerine gelebilme ihtimali söz konusudur.  Gerçi burada bu boşluğu önemli bir sahnesinde Delacourt (Jodie Foster) dolduruyor. Yalnız Elysium’daki yöneticilerine darbe yapma hazırlığındaki Delacourt (Jodie Foster)’dan başkasının da duygularını göremiyoruz. Delacourt’ın tek derdi dünyadaki insanları ne pahasına olursa olsun Elysium’dan uzak tutmak ve bunun için gerekirse onları öldürmek ve gerekirse darbe yapmak.

Evet siz uzayda istasyonlar, gezegenler koloniler de kursanız, en zengin olup Cennet gibi bir yerlerde binlerce yıl da yaşasanız kural değişmiyor. Ölüm sizi uzayın yıldızlarında da olsanız bile gelip yakalayabiliyor. İnsanın dünyadaki mutluluğunu ise bir mekandan bir mekana geçmek yerine bulunduğu yerdeki insansı duyguları, adil paylaşımları, etik değerleri ve ekonomik özgürlüğü oluşturuyor. Bunun için atalarımız

Tebdili mekanda ferahlık vardır

demişlerdir ama mutluluk olduğunu iddia etmemişlerdir. Olsa olsa bir serinlik, bir silkelenme kastetmişlerdir, hepsi o kadar.

 

One thought on “Elysium

  1. Geri bildirim: Muhafazakârların Sinemayla İmtihanı | 2kere2beseder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s