Gezi Parkı’nın Kimlik Boyutu

gezi-parki-kimlik-boyutuGezi Parkı olayları son 10 yılın en ilginç toplumsal ve sosyolojik yönlerini ortaya koydu. Kutuplaşmanın yaşandığı olaylarda 50%’lik tartışması yapıldı. Bunda şüphesiz önceki seçimlerde AK Parti’nin aldığı oy oranı belirleyici oldu. Yani oy vermeyenler 50%, kalanı da Başbakan’ın tabiriyle evde oturanlar oluşturuyordu.

Bana göre bu kutuplaşma söylemleri Türk insanının kimlik problemini tekrar gözler önüne serdi. Cumhuriyet ideolojisinin dayatıldığı günden beri bu kimlik arayışı sürüyor. Türk insanının kendisini yaşam tarzı göre konumlandırmakta ve ona göre iletişim kurma metodunu tercih etmektedir. Yani bir kişiyi önce tanımlamak sonra da ona göre davranışlarını şekillendirmek bir kimlik arayışının sonucudur. Türk insanı gerçekten de halen kendi kimliğini arıyor. Hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi zamanının şartlarında Osmanlı’dan modern bir Türkiye inşa etmek için yapmış olduğu son derece hızlı İnkılaplar kimlik tanımlamasında çok etkili olmuştur.

Bir devlet ideolojisinin dayatılması sonucu bir gecede Türk dilinin değişmesi, hilafetin kaldırılması, Avrupa standartlarında kılık kıyafetin getirilmesini kimlik inşasında ana sebepler olarak sayabilirsiniz. Yani inançlı insanların, Alevilerin ve Kürtlerin maruz kaldığı tecrübeler bunun göstergesidir diyebilirsiniz. Baskılar, zindanlar, İstiklal mahkemeleri, Dersim katliamı, Maraş’ta Alevi vatandaşların katliamı, darbeler vs. gibi örnekleri ana sebep olarak sayabilirsiniz. Bütün bunlar sonucunda seküler bir kitlenin oluşturulduğu ve bu kitlenin kendisini Efendi (Beyaz Türk) olarak tanımlayıp karşısındakine yaptığı baskılar neticesinde kimlik çatışmasının çıktığını ana sebep olarak söyleyebilirsiniz. Ancak ben bu açıklamanın bu kadar tek yönlü ve basit olduğunu düşünmüyorum.

Türk Kimliğinin Tarihçesi

Türk’lerin kimlik bunalımı Osmanlı Devleti’nin II. Viyana Kuşatması ‘ ında aldığı ağır yenilgi ile başlamıştır. Bu kuşatmadan sonra gerileme dönemi başlamış, yenilgi üstüne yenilgiler devam etmiştir. 1800’lü yıllardaki Ruslara karşı olan başarısızlıkların da eklenmesiyle içsel sorgulamalar başlamış ve arayışa geçilmiştir. 1789’daki Fransız İhtilalı ile yayılan özgürlükçü düşünceler ile Milliyetçilik akımının yayılmasından Osmanlı Devleti de nasibini almıştır. Yenilgilerle birlikte toprakların kaybedilmesi, içindeki devletlerin Osmanlı’dan kopartılması gibi unsurlar yeni bir kimlik inşası ihtiyacını doğurmuştur. 1839’da Tanzimat Fermanı’yla Türkler ilk Demokrasi hamlesini yapmış ve Cumhuriyet’in ilk küçük adımını atmıştır. Aslında bu hamle yeni bir kimlik inşasının da ilk adımıydı ancak yeterli değildi.

Daha sonra I. Meşrutiyet ve II. Meşrutiyet ile Anayasal çerçevede bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır. Bazı tarihçiler I. Meşrutiyet’in sadece kağıt üstünde kaldığını söyleyerek asıl Meşrutiyet’in II. si ile başladığını söylerler. Gerçekten de 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet‘in ilan edilmesi Osmanlı Devleti’nin tasviyesi olarak değerlendirilir ve Türk toplumunun kimlik tanımlanmasında bir dönüm noktasıdır. Osmanlı Padişahı’nın yetkilerini kısıtlanmıştır. İlk defa parlamento, siyasi parti, demokrasi, darbe, diktatörlük olgularıyla tanışan Türk toplumu çalkantılarla geçecek yep yeni bir döneme açılmıştır. Artık vatandaşlık kavramına geçilmiş ve Osmanlı Devleti’ndeki Hristiyan, Yahudi ve Ermeni gibi azınlıklarla toplum tamamen Anayasal düzeyde eşitlenmiştir.

Yani Osmanlı’daki dini kimlik yerini eşit Vatandaşlık kimliğine bırakmıştır. İşte ne olduysa bundan sonra olmuştur. İttihat ve Terakki partisi çıkmış, Fransa’dan etkilenen yeni aydınlar türemiştir. Bu Zevatı Müslüminler Avrupa’nın dinden uzaklaşmasıyla elde ettiği teknik başarıyı model almıştır. Onlara göre Avrupa dini terkedip bu seviyeye geldiyse Osmanlı da aynısını yaparak tekrar yükselişe geçebilirdi. Bu argümanla aydınlar toplumu yeniden şekillendiriyor ve Avrupa kültürünün ilk temellerini atıyorlardı. Mustafa Kemal Atatürk bu zaman arefesinde cepheden cepheye koşan genç bir subaydı ve tarihin kader sayfalarında gelecek adına piştiğinin farkında değildi belki. Ancak bu akımlardan o da etkilendi.

Bir yandan Osmanlı Devleti geleneklerine sahip bir toplum diğer taraftan da Avrupai hayat tarzını empoze eden aydınlar arasında o sadece sessizce cepheden cepheye koşuyordu. İleride kuracağı Türk Cumhuriyeti’nin temellerini bilinçaltında bu zamanlarda oluşturuyordu.

Gezi Parkı Olayı

Türk’lerdeki kimlik sorunu 300 yıldır devam eden bir sorundur demeye çalıştık ve bunu tamamen Mustafa Kemal Atatürk’ün icraatlerine veya başka bir deyişle baskıcı Kemalist ideolojiye yıkmanın yetersiz olacağını söylemeye çalıştık. Peki şimdi gelelim asıl meselemize. Gezi olayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üslubundaki 50%lik kutuplaşma da kendisinin tarihçesini ele veren cinsten. Zira o da gençliğinde komünistlere, baskılara, kemalistlere, darbelere tanık olmuş, anarşist ortamlarda siyasi mücadele vermiş, şiir okuduğu için hapse girmiş birisidir. Büyük mücadelelerden sonra dava arkadaşlarıyla birlikte 10 sene sürecek bir Devlet’in liderliğini yapmıştır.

Bu liderlik zarfında bile bin bir türlü badireler atlatmış ve sonunda 3. döneminde rahat bir nefes alarak kontrolü tamamen sağladığına inanmıştır. Bu rahatlık ve güç zehirlenmesi toplum mühendisliğinin önünü açmıştır aynen Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurduktan sonra elde ettiği rahatlık gibi. Mustafa Kemal Atatürk te düzlüğe çıktıktan sonra İnkılapları’nı teker teker hayata geçirmiş, toplumu yeniden inşa etmeye çalışmıştı.

Başbakan da 10 yıl sonra elde ettiği Ekonomik ve Siyasi başarılardan sonra bu rahatlığı hak olarak görmüş ve karşı bir hamle girişiminde bulunmuştu. Alkolün kanunlarla düzenlenmesinde 2 Ayyaş (Atatürk ve İnönü için) diyerek kendini ele veriyordu. Topçu Kışlası’nda ısrar ederek Tapınakçılara meydan okuyordu. Park’taki sevgililerin durumuna kadar yorumlarda bulunuyordu. Daha önce ucube dediği heykelin yıkımını sağlıyor, beğenmediği yazarların gazeteden attırıyordu. İnsanların gergin olduğu bir ortamda Fatih Altaylı’nın programında her alkol içine alkolik diyecek kadar ileri gidiyordu. 50%’yi zorla evde tutuyoruz diyecek kadar kendisine güveniyordu.

Yeri geldiğinde Cemaat’ı bir tehlike olarak görüyor ve PKK’nın belini kırmış Cemaat’e yakın Emniyet Müdürlerini bile doğuya sürmekten çekinmiyordu. Aslında bu bir nevi Refah partisinin ideolisiydi ve son zamanlarda rahatlığın verdiği etkiyle bilinçaltından tekrar nüksetmişti. Yaşam tarzını tehlikede hisseden seküler halkın ayaklanması için yeterli sebepler hazırdı. Bunun bir kaç ağaçtan çıkacağı kimin aklına gelirdi. Gezi Parkı ayaklanması muhafazakarların söylediği gibi bir Ergenekon veya Amerika işi değildi. Yüzde yüz bir Türk yapımıydı. Toplumu kendi inançları istikametinde şekillendirmek isteyen bir lidere karşı bir halk hareketiydi.

Yeşillik gibi basit bir meselede bile polisin orantısız güç kullanımıyla birlikte  insanların düşüncelerine değer verilmemesi, yok sayılmaları intibasını oluşturdu. Bu bardağı taşıran son damla oldu çünkü artık kimliklerine dokunulmuştu. İşin içine provakatörler, ajanlar girse de bu isyanın arkasında yatan ana sebep kutsal insan kimliğine dokunulmasından başka bir şey değildi.

Empati Yeteneği

Gezi Parkı’nda insanların sakinleşmesinden sonra protestocuların Miraç Kandili’ni değerlendirerek insanları akşamleyin davet etmesi önemsenmesi gereken bir harekettir.

Şimdiye kadar Aleviler, Kürtler, Cemaatler, Tarikatlar inkar edilmiş, onlarla mücadele edilmiş ve bu gruplar türlü türlü badirelerden geçmiştir. İlk defa seküler ve sosyal demokrat insanlar polisin biber gazıyla tanışmış, polisin gazabına karşı metanetle savaşmış ve bu mücadeleden sonra empati yeteneği kazanmıştır. Evet ilk defa özgürlüğün ve kimliğin reddedilişini seküler insanlar da mikro planda tatmış ve toplumun diyaloğu adına bir fırsat yakalanmıştır.

Kimlik Sorununu Aşmak

Kuran-ı Kerim’de kafirlerin Cehennem’de “Keşke Toprak Olsaydım” söylediğini öğreniyoruz. Yani Cehennem’de olsan bile yok olmak yerine bir yere ait olmak ihtiyacı söz konusudur. Kimlik işte bunun için çok önemlidir. Bir insana verebileceğiniz en büyük ceza onu görmezlikten gelmek, yok saymaktır. Bu nedenle İslam yorumcuları Allah’ü Teala’nın kafirleri Cehennem’e koyarak rahmet ettiğini söylerler. Hz. Muhammed (S.A.V) Medine’ye ilk hicret ettiğinde oradaki Hristiyan ve Yahudilerle birlikte ortak bir Anayasa hazırlamıştır. Bu İslam tarihinin ilk demokratik Anayasasıdır.  Hz. Muhammed (S.A.V) Müslümanların, Yahudilerin ve Hristiyanların hak ve sorumluluklarını, yani Medine’de yaşayan herkesin hak ve sorumluluklarını ihtiva eden bir sözleşme yayınlamıştı. Böylelikle Medine Site Devleti’nin başkanı olurken, bütün herkesin yaşam tarzlarını garanti altına almıştır. Sorumlulukları taksim ederken, şartlardan dolayı farklı din toplulukları üzerinden taksimat yapılmıştı çünkü o zamanlar insanlar kendilerini ya kabileler ya da din üzerinden tanımlıyordu.

Zaten İslam Medine’ye gelmeden önce Medine’de Evs ve Hazreç kabileleri vardı. İslam geldikten sonra bu kabileler birleşince ayrımlar sadece din üzerinden oldu. Osmanlı Devleti’nde bu durum devam etti ve vergilendirmeleri dahil olmak üzere askeri sorumlulukları gibi hususlar bu çerçevede değerlendirildi. Ancak 19. yy da Milliyetçilik akımının yayılması, vatandaş kavramının yayılması nedeniyle II. Meşrutiyet ile birlikte artık ilk defa Vatandaşlık kavramına geçilerek herkes eşitlendi. Bu devirden sonra insanları artık dine göre ayıramazdınız. Osmanlı toplumu artık yep yeni bir devire girmişti. Ancak II. Meşrutiyet’te zamanın şartları yüzünden gerekli kimlik tanımlamaları uygulamada akim kaldı. Aslında tam anlamıyla eşitlikçi bir Anayasa uygulanamadı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken de Vatandaşlık tanımlaması yapılmasına rağmen Fransa’daki Laikliğin alınması ve devletin din işlerinden ayrılmasını öngören bir araç yerine topluma dayatılması eşitliği kağıt üzerinde bıraktı ve şimdiye kadar sürecek kimlik sorunlarına yol açtı. Laiklik sadece Devlet ile Din işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlansaydı sorun olmayacaktı ancak toplumun da dinden arındırılması ve Türk’lüğün empoze edilmesi neticesinde şu anki yaşadığımız kimlik sorunları baş gösterdi. Kaldı ki Devlet ile Din işleri de halen birbirinden ayrılmış değil çünkü Diyanet halen Devlete bağlı ve Diyanet İşlerini Devlet yönetiyor. Sadece camileri halkın kendisi yapıyor.

Yeni Anayasa için ABD modeli

İyi bir Seküler bir devlet modeli görmek için Amerika Birleşik Devlet’lerine bakmak yeterli. Devlet ve Din işleri birbirinden tamamen ayrı ve Devletin halk üzerinde herhangi bir seküler veya dini empozesi yok. Hem Avrupa’da hem de Amerika’da yaşamış birisi olarak rahatlıkla diyebilirim ki Amerika halkı Avrupa’ya nazaran son derece dindar bir halktır. Hollywood filmlerinden etkilenmeyin zira burada dindar olanlara büyük bir saygı söz konusudur. Sebebi de çok basit. Anayasaları’nı oluştururken bu işi sağlama almışlar. İfade ve Din özgürlüğünü (Freedom of Speech, Freedom of Religion) Anayasalarına yerleştirdikleri gibi Cemaat veya Tarikat gibi dini gruplar kurmaya kadar ileri giden bir özgürlükçü Anayasa’ya sahipler. İşte kimlik tanımlarken yeni bir Anayasa şart ancak içeriğinde herkesin eşit olduğunu söylemeniz yeterli değil. İfade, Din ve Dini Teşebbüs kurma haklarını açık ve net olarak vermeniz gerekir.

Bazıları Gezi Parkı meselesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bilinçli olarak seküler insanlara bir baskı yaptığını öne sürüyorlar. Yani onlara göre bu bir siyaset şekli ve karşı tarafa bir empati kazandırma metodu. Madem özgürlük istiyorsunuz o zaman herkese özgürlük olsun diyeceğini söyleyenler var. BDP’li Sırrı Süreyya Önder’i ön plana çıkartarak BDP’ye meşruiyet kazandırmak ve yeni Anayasa için onlarla birlikte çalışmak.

Böylelikle halkın kendisini de ikna ettikten sonra Meclis’te yeni Anayasa için oy çoğunluğunu elde etmek.  Bakalım göreceğiz, eğer gerçekten böyleyse Başbakan voluşturulacak Yeni Anayasa ile tarihe geçecektir, yok tamamen narsist kişiliğinden ve rastgele olaylardan kaynaklanıyorsa o zaman altın golü kaçırarak bizi bir Ortadoğu ülkesine doğru sürükleyecektir.

One thought on “Gezi Parkı’nın Kimlik Boyutu

  1. Geri bildirim: Gezi Parkı’ndan Barış Çıkacak | 2kere2beseder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s