Popüler Kültürü Yeniden Şekillendirmek

Bu sıralar Bulut Atlası (Cloud Atlas) filminin yarattığı etki konuşuluyor. Filme gidenler hayranlıklarını gizleyemiyor. Farklı kurgusu ve senaryosuyla insanları büyülemeye devam ediyor. Şahsen ben de filme gittikten sonra felsefesiyle ilgili yazı yazmak ihtiyacı hissettim. Dünyanın gündemindeki son derece farklı bir filme kayıtsız kalamazdım.

Daha önce de belirttiğim gibi Cloud Atlas Reenkarnasyon üzerine kurulu. Sonradan veya önceden tekrar doğmayı esas alarak bu inancı olaylar ve karakterler üzerinden eşit oranda serpiştiriyor. Film o kadar ileri gidiyor ki eşcinsel bir karakterin intihar etmesine bile şahit oluyorsunuz çünkü sonradan tekrar doğacağına inanıyor.

Kendi yazımda filmi çok yermeden objektif bir bakış açısı sunmaya çalışmıştım. Yalnız farkettiniz mi bilmiyorum, yaşını başını almış yazarlar bile filmin inanç boyutunu bilmeden gelişine övgü dolu yazılar yazıyorlar. Sanki gerçekten böyle bir şey varmış gibi konuşuyorlar. Halbuki sinemasal ve kurgusal eleştiri ayrıdır, filmin çaktırmadan empoze ettiği inanç sistemini bilinçsizce kabul etmek ayrıdır.

Cloud Atlas David Mitchell tarafından yazılan bir romandır ve sonradan sinemaya uyarlanmıştır. David Mitchell Uzak Doğu’da yaşadığı için Reenkarnasyonu bu kadar işlemesi bu sebepledir. Kendisini aydın yazar olarak gören zatı muhtremler işte bu gerçeği atlayarak balıklamasına konunun içine dalıyorlar. Filmin felsefine tekrar girmek istemiyorum yalnız filmi bilinçsizce eleştiren, sırf yazı yazmak için laf kalabalığı yapanları Cem Yılmaz’ın Reenkarnasyon konulu standup larına havale ediyorum.

Evet dünya üzerinde popüler kültürün şekillendiricileri kovboyculardan çekik gözlülere doğru kayıyor. Çin, Japonya ve Güney Kore sinema ve müzik endüstrisinde kendilerini kabul ettirmeye başladılar. Bu serüvenlerine yıllar önce başladılar ve sabırla inat edip yollarından vazgeçmediler. Şu anda Güney Koreli PSY’nin Gangnam Style şarkısı Amerika’da birinci şarkı. İlk defa yabancı bir memleketin şarkısı ABD’de bu kadar sevildi ve listenin en üst sıralarında uzunca kaldı. Her gün radyoda Gangnam Style şarkısını dinlemekten artık gına geldi.

İnsan bir şeye inandımı, kendisine inanmayanlar bir gün o inanca ve hayale ortak olurlar. Üniversite’deyken Çin’lilerin havada uçan dövüş sahnelerine güldüğümü hatırlıyorum. Zamanla o kadar çok kabullendim ki şimdi severek izliyorum. Dikkatinizi çektiyse gelişmiş Çin gökdelenlerini göstermek yerine halen köylerini göstermeye devam ediyorlar. Çin’liler isterlerse başarılı filmlerinde dev endüstrilerinin reklamını yapabilirlerdi ama bunu tercih etmediler.

Kendi özlerini temsil eden köy, pirinç, dövüş ve kıyafetlerinden zerre kadar taviz vermediler. Taviz vermedikleri için kendilerini herkese kabul ettirdiler. Artık normal Amerika filmlerinde bile çekik gözlü bir karakterin olması anlayana çok şeyler anlatıyor. Eskiden hep Ruslar vardı, şimdi de çekik gözlü Asyalı’lar var.

Dünyada bu gelişmeler olurken peki biz neredeyiz. Kendimizi nasıl konumlandırıyoruz veya konumlandırmalıyız. Bana kalırsa ilk yapacağımız şey popüler kültürle barışmak olacaktır. Popüler kültürle henüz barışmış değiliz. Şu anda Türkiye’de sanat, film, dizi deyince sosyal demokrat veya liberallerin üretmiş oldukları filmler ve müzikler akla geliyor. Muhafazakarlar da sisli dumanlı sırlı dizileri yapmaya devam ediyorlar. Demokrat muhafazakarlar da Kurtlar Vadisi gibi dizilerden halen vazgeçmiş değiller.

Türk dizilerinin Arap dünyasında yaygın olması sizi yanıltmasın çünkü önemli olan bölgesel kültüre kabullendirdiğiniz üretimi bütün dünyaya kabul ettirmek. Şu anki haliyle Orta Doğu’da biz bize paslaşıyoruz, belki de burada kendimize ait popüler kültür üretim üssünü kurar sonra da dünyaya açılma ihtimallerini değerlendiririz. Şu an deneme yanıla yöntemleriyle ilerliyoruz.

En iyi bulduğumuz formül de Arap’ların dizilerimizi deli gibi sevdiğidir. Bunun ötesine halen geçemedik çünkü dizilerimizin kendisinde bile kısır döngüye girdik. Mesela bu aralar uyarlamaların suyunu çıkarmakla meşgulüz. Peki uyarlamalar bittikten sonra ne yapacağız?

Türkiye’de herkes popüler kültür üzerinden mesaj vermek derdinde. Laik, muhafazakar, liberal farketmiyor, herkes kurguya, sanata odaklanmak yerine felsefesini replikler üzerinden aşılamaya çalışıyor. Halbuki günlük yaşam öykülerinin, sıkıntılarının ve kültürünün içine tuz nevinden felsefe katmak yeterli. Yani popüler kültürün ana yemeği kitleyi müzikle, kurguyla, aksiyonla, aşkla eğlendirmek olmalı, sonra da hikayenin kendisiyle mesaj vermeye çok meraklıysan vermende mahsur yok.

Türk popüler kültürünü yeniden inşa etmemiz gerek. Bunu yaparken öykü anlatımı, kurgu, efekt, müzik, ses, karakter inşası gibi önemli unsurları en ön tarafa alıp mesaj boyutunu sona saklamak gerek. Yani insanları gerçekten de eğlendirmek gerek, onlara görsellik ve işitsel şölen sunmak gerek. Bunu yapabildiğimiz takdirde mesajımızı vermeye hak kazanırız.

Peki bütün bunları yaptıktan sonra dünya çapında kendimizi nasıl kabul ettireceğiz. Heyecana gerek yok çünkü popüler kültürün en önemli merkezi Amerika bu iş için çok elverişli. Neden mi, çünkü Amerikalı’lar İslam deyince kaçıyor ama Tasavvuf deyince üzerine atlıyor da onun için.

Burada Tasavvuf’a Sufizm diyorlar ve Sufizm’in kendisi çok meşhur, hemen hemen pek çok kişi azıcık fikir sahibi ancak ne olduğunu tam anlamıyla bilmiyorlar. Onlara göre Sufizm ruhsal bir yolculuk ama detaylarından ve kendisinden bihaberler. Amerika’lıların Sufizm bilinç altını kullanarak onlara görsel bir şölen yaşatmak mümkün ama ne yazık ki ne müzik endüstrisinden ne de film camiasından bunu yapabilecek yetişmiş Türk/Müslüman aktör, aktris, yapımcı, besteci, senarist yok.

Amerika’da Mevlana Rumi olarak biliniyor ve Rumi’yi de şair olarak tanıyorlar. 2000’li yılların başlarında Mesnevi’deki şiirler İngilizce’ye çevrilince ülke çapında bir anda Rumi meşhur olmuş. Bir kliseye gittiğinizde bile Rumi ile ilgili şiirler bulabilirsiniz. Bir kaç hafta önce gittiğim kütüphanede raflarda en az 10 tane Rumi kitabı bulmuştum.

Yalnız dediğim gibi amaç eğlendirmek olmalı, popüler kültürün amacı bu olmalı. Sufizm’i anlatırken Mevlana’ya aşırı odaklanıp, Mevlana’nın vermek istediği insaniyet, hoşgörü, ve diyaloğu es geçmemek gerek. İşin pazarlamasını yaparken kendi özümüzden vageçmemek gerek. Çinli’ler nasıl köy kültürlerini dövüş sahneleri, disiplin, antreman ve aşk temaları üzerinden yapıyorsa bizim de özümüzü koruyarak insanlığa kendi değerlermizi pazarlayabilmemiz gerek.

Kendi değerlerimizi bir Amerikalı’dan veya başka bir inancın mensubu birisinden beklemek abesle iştigal etmek demek. Kendi değerlerini ancak kendin pazarlayabilirsin. Yol çok uzun, kendi değerlerine ilk önce inanman gerekiyor, sonra yaşaman gerekiyor, sonra da popüler kültürün tekniğine vakıf olman en sonunda da bütün her şeyi popüler kültür dinamikleri içinde mecz edebilmen gerekiyor.

Tartışma programlarının birinde Hollywood Elif Şafak‘ın Aşk romanının neden filmini çekmiyor gibi absürd bir soru duymuştum. Elin gavurunun işi gücü yok senin değerlerini temsil eden bir kitabın filmini yapacak, sen hiç bir şey yapmayacaksın, tembel tembel oturacaksın ve popcorn yemeye razı olacaksın. Yok artık öyle bir dünya, kendi popüler kültürünü kendin şekillendireceksin. Aksi takdirde Cloud Atlas gibi Reenkarnasyon filmlerine mahkum kalıp kendinden geçmeye devam edeceksin.

8 thoughts on “Popüler Kültürü Yeniden Şekillendirmek

  1. Peşinen çok teşekkür ederim.
    Farkında mısınız ? sayenizde dünyanın diğer ucunu görüp , sanki orada yaşıyormuşuzcasına algılıyoruz . Ufkumuzu yazılarınızla genişletiyor farklı toplumları algılayabilmemize , güncel gelişmeleri öğrenebilmemize ve nelerin olup bittiğini fark edebilmemize sebep oluyorsunuz .
    Görüşlerinize katılıyor ve bloklarımızdan ortak bir mektup , deklarasyon yayınlamayı teklif ediyorum en azından bizlerin farkında olduğunu bilmelerini çeşitli ortamlarda dillendirerek tohumları toprağa atmayı sağlamayı öneriyorum bu konuda göreve hazırım

    Sevgilerimle

  2. @Çelebi Kaptan Güzel yorumların için teşekkür ederim, yalnız örgütlenmek ve deklarasyon gibi şeyler için zamana ihtiyaç var.. sonuç odaklı gitmek lazm ve popüler kültürün rüzgarını arkaya almak lazım 🙂 bundan dolayı şimdilik ya sabır çekmek lazım..

    • Ya sabır çeker ken de boş durmamak lazım ufak tefek te olsa birlikte hareket etme yeteneğini kültürünü geliştirmek lazım

      • Eğer başka bloggerların ve okuyucuların fikir ve ortak blog paylaşım platformu varsa makbüle geçebilir. Mesela Facebook’ta önemli bloggerların yazılarının paylaşıldığı bir grup olsa fena olmaz. Yalnız bunun için zaman ayırabilecek, sosyal medyada deneyimli biri gerekiyor.

        Şu an için aklıma farklı bir şey gelmiyor.

      • Haklısınız ben bu konuda en az kendi bloğuma ayırdığım kadar zaman ayırabilirim sanırım ve ümid ederim ki siz de ayırırsınız ve zamanla bize katılacak çok kişinin var olacağına inanıyorum bu konuda şimdilik ikimizle bir sekreterya oluşturup yavaş yavaş birşeyler yaparız gibi geliyor ilk işimiz bu oluşumu oluşturup tanıtmak olur tabii bu arada oluşum amaç maddeleriyle birlikte

  3. Önemli bir konuya değinmişsiniz. Biraz da ekonominin iyi olması gerekiyor bence, en önemliside sermaye. 100 Milyon $ ve üstü filmler çekebiliyorlar, askeri filmlerde de devletin destek verdiğini biliyorum hollywood da. Türkiye’de en yüksek 17 milyon $ ile çekildiğini biliyorum. İnşallah ilerde bizim kültürümüzü yansıtan akıl dolu kaliteli filmler çıkar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s