Cloud Atlas Felsefesi

Matrix’in yönetmenleri Lana and Andy Wachowski kardeşler ve “Run Lora Run” ın yönetmeni Tom Tykwer en zor senaryo kurgusuna sahip Cloud Atlas filmi için biraraya  geldiler.

David Mitchell tarafından yazılan  roman uyarlama olarak $100 milyon bütçelik filmle beyaz perdeye taşındı. Büyük bir merakla ben de bu filme dün gittim.

Filme gitmeden önce fragmanından klasik Reenkarnasyon temalı tahmin yapmıştım ki filmi izledikten sonra çok ta haksız olmadığım sonucuna vardım. Sinema’da meydan daha çok Hristiyan ve başka dinden insanlara kalınca onların duygu ve düşüncesine ait felsefesine mahkum kalıyorsunuz. Bu sefer de öyle oldu, işin içinde Reenkarnasyon’dan tutun, Karma felsefesi ve dini öğelere kadar her şeyi yalın bir dille izleyicisine aktarmayı başarıyordu.

Bunu o kadar iyi başarıyordu ki Wachowski kardeşlerin Reenkarnasyon’a atıfta bulunmadık demesi bile durumu kurtarmıyordu çünkü kitap hakkında yazılan yüzlerce yorumdan ve eleştirilerden bu senaryonun bal gibi Reenkarnasyon koktuğu sonucuna rahatlıkla varıyorsunuz.

Ancak bu zorlu senaryoda güzel olan sizi zorla Reenkarnasyona inandırmak yerine size bir varsayım deneyimini kazandırtmasıydı ve amacı da gerçekten de sizi Reenkarnasyona inandırmak değildi. Gerçekten böyle bir şey var mı sorusunu sordutmayı başarıyordu o kadar. Hayatın düzlemsellik yerine, geçmişte ve gelecekte bir çember gibi değişik noktalarla birbirine bağlantılı olduğu vurgulanmaya çalışılıyordu.

Senaryoda 5 değişik zaman diliminde 5 farklı hikayeyi anlatırken yaptıkları eylemsel seçimlerin ve aksiyonların birbirlerinden etkilendiği anlatılıyor. İyi adam-kötü adam rolleri seçiminize bağlı ancak olayların bir daire gibi zaman ve şartlara göre aynı olduğu da gözden kaçmıyordu.

Geçmişte, gelecekte veya şimdiki olayların içindeki kahramanların seçimleri birbirlerini etkiliyor ve cüzi iradenin gücü azaltılarak başkasının yaptığının seni yönlendirebileceği ve seni sorumlu kılabileceği yargısı işleniyordu.

Ne hikmetse bu bana klasik Astroloji bilimindeki yıldızların ve gezegenlerin durumuna göre insanın talihinin değişebileceği inancını hatırlatıyordu. Buradaki fark zamanın sınırlarını aşmasıydı ve hangi zaman diliminde olursan ol aynı olay kurgusunda farklı karakterler de olsa benzer sonuçların alınabileceğiydi.

Senaryoda hikayeler paralellik arzediyor ve farklı zaman dilimlerinde olsa bile birisi diğerini etkiliyordu. 1970’lerde Californiya eyaletinde Nükleer Enerjiyi ön plana çıkarmak amacıyla bir Petrol firmasının bilinçli olarak yapacağı yıkımın önüne geçmek için Tom Hanks ve Halle Berry’nin birlikte çalıştığına şahit olmanız gibi amaç, kişililk, seçim, rol, aşk benzer temalı hikayelerin varlığı başka zamandaki hikayelerle paralellik arzediyordu.

Bundan dolayı Reenkarnasyonu sadece kişiler üzerinden değil, aynı zamanda olaylara indirgeyerek  hazmı kolay, aksiyon dolu, aşk ve cinsellik kokan ve bizi sonrasında sorulara boğacak karmaşık bir hikaye cümbüşüne sokuyordu.

 

Karışık Senaryo

Anlatılan hikayeler oldukça karışık, isterseniz kendi kafanızda kronolojik sıraya tabii tutabilirsiniz ama o zaman aklınız daha çok karışır. Onun yerine hikayelerde birbirine bağlantılı kısımları eşleştirmek daha mantıklı olsa gerek.

 

Tom Hanks ve Halle Berry İkilisi

Cloud Atlas’ı anlamak için farklı zamanlardaki bu ikilinin ilişkisini ve sebep sonuç çizgisinde iyi anlamak gerek. Yoksa senaryonun özünü kaçırmış oluruz.

Tom Hanks’i siyahi köleliğin yaygın olduğu 1800’lü yıllarda altına ulaşmak için arkadaşını öldürmeye çalışan kötü bir doktor ve 2012 yani günümüzde de bir yazarı yüksek bir balkondan atıp öldürebilecek kadar kötü bir yayıncı rolünde görüyorsunuz. Bana göre senaryo’da Tom Hanks insan seçimini ve Karma felsefesini simgeliyordu.

2140’lı yıllarda ise ilkel yaşam şartlarında içindeki şeytanla yakinen mücadele eden iyi bir baba karakterindeydi. Teknolojinin en üste seviyede olduğu ancak kendisinin en ilkel şartlarda yaşadığı bu zaman dilimi çok akıllıca seçilmişti. Zaten burası  hikayenin en son olduğu yerdi ve hem teknolojiyi hem de ilkelliği aynı anda temsil etmesi açısından çok anlamlıydı.

Devam edelim. Tom Hanks bu zaman diliminde bir taraftan hiç bir şey yapmayıp arkadaşının ölümünü  izlerken, diğer taraftan köprüde ve yüksek tepeye tırmanırken yol arkadaşının (Halle Berry) hayatını 2 kez kurtarabilecek kadar seçim yapabilen bir karakter olarak karşımıza çıkıyordu.

Senaryoda Halley Berry Tom Hanks’i anlamak için işin püf noktasıydı çünkü Halle Berry bütün hikayelerde “idealizm” i temsil ediyor ve Tom Hanks’in nasıl birisi olması gerektiğine dair ipucu veren uyarıcı bir simge rolündeydi. Tom Hanks’in Halle Berry ile karşılaşmadığı zaman dilimlerinde kötü karakter olarak karşımıza çıkması tesadüf değildi.

Evet mesela Tom Hanks siyahi kölelerin yaygın olduğu 1800’lerde tek başınaydı ve yanında Halle Berry yoktu ve arkadaşını altınları için öldürmek isteyen kötü bir doktordu. Ama ne zaman Halle Berry’le karşılaştığında kendi özünü buluyor ve doğru seçimi yapıyordu.

Mesela  Halle Berry 1970’li yıllada Petrol firmasına karşı vermiş olduğu mücadelede petrol firmasında çalışan bilim adamı Tom Hanks’i insanlığın kurtuluşu adına ikna edebiliyordu. Aynı şekilde 2140 yıllarda da benzer  mücadelesinde Tom Hanks’le birlikte kendi türünü kurtamak için tehlikeli yüksek tepelere yolculuk yapmaya ikna edebilmişti.

 

Doğru seçim yapıp değişebilirsin

Halle Berry Tom Hanks’in seçimle değişebileceğini simgeliyordu. Bunun en bariz örneğini Tom Hanks’in kendi arkadaşının ölümünü yamyamlara karşı izlerken görüyoruz. Yani kendi arkadaşının ölümünü, kayalar arkasında korkarak izliyordu.

Tom Hanks arkadaşının ölümünü izleyip hiç bir şey yapmazken, Halle Berry aynı şekilde ölümle burun buruna gelen Tom Hanks’i daha önce onun saklandığı aynı kayalıktan çıkıp kurtarıyordu ve onun yüzüne nasıl birisi olması gerektiğini hatırlatıyordu. Tom Hanks kendi arkadaşının ölümünü aynı kayalığın arkasından izlerken Halle Berry oradan cesurca çıkıyor ve yamyamları teker teker öldürerek Tom Hanks’in hayatını kurtarıyordu.

Halle Berry Tom Hanks’i değiştirmek için o kadar ileri gidiyordu ki Tom Hanks’in inanış biçimini bile değiştirebiliyordu. Tepeye çıktıktan sonra kabilenin tapındığı totemin Koreli Kadın Sonmi 451 (Doona Bae) olduğunu öğrenirken bütün inanış sistemi bir anda çöküyordu, öyle ki inandığı totem Sonmi’nin videosunu izleyip kim olduğunu öğrendiğinde bile inanışı bir anda yerle bir olurken az kalsın Halle Berry’yi öldürmeye teşebbüs ediyordu.

Bana kalırsa senaryonun en etkileyici kısımlarından birisi burasıydı. Bir inanışı bir anda toz buz etmenin inanan açısından zorluğunu anlatıyordu.  Evet  Tom Hanks ve Halle Berry ikilisi senaryonun özüydü, onların birlikte çalıştığı yerde insanlık kurtuluyordu, tekrar sıfırdan yeni bir hayat başlıyordu ve gerçek mükafatın insanlığa karşı mücadeleden sonra geldiğini ispat ediyordu.

 

Tom Hanks yanlış seçim yaptığında..

Dikkat edin, Tom Hanks’in kötü karakter olduğu zaman dilimlerinde  iyi rolünü çalan mutlaka bir başkası oluyordu. 1800’lü yıllarda gemideki yolculukta siyahilerin köle olarak algılandığı zaman diliminde ona gemide sahip çıkan ve onun hayatını kurtaran bir avukat vardı. Yani aslında Tom Hanks’in rolünü çalan kişiydi. Roller değişmiyordu, karakterler bile aynıydı ama hangi rolün kimde olacağı insanların yapacağı seçimle ilgiliydi.

Mesela Tom Hanks 1930 lu yıllarda geçen genç idealist besteci Robert Frobisher (Ben Whishaw) olduğu zaman diliminde de basit bir otel müdürüydü. Besteci eşcinseldi, ama idealistti ve ideali uğruna sevgilisini bırakıp yaşlı bir bestecinin yanına gitmeyi bile göze almıştı. Tom Hanks ise burada eşcinsel bestecinin ceketinden başka bir şeye talip olmayan bir hotelci rolünü benimseyen karakterdi ve bu defa da gerçek rolünü bu besteciye kaptırmıştı.

Çok ilginçtir ki İngiltere’nin 1930’lu yıllarında geçen bu zaman diliminde Tom Hanks ile Halle Berry hiç karşılaşmamış bu sefer de Tom Hanks’in rolünü çalan eş cinsel Robert Frobisher (Ben Whishaw)  Halle Berry ile karşılaşmıştı. Bu defa Jocasta Ayrs (Hella Berry) yaşlı meşhur bestecinin karısı rolündeydi ama dedik ya Halle Berry insanın nasıl olması gerektiğine dair uyarıcıyı temsil ediyordu. Bir nevi vicdanı da temsil ediyordu diyebiliriz. Eş cinsel Robert ile yatmasının anlamı da buydu, eşcinsel birisine aslında nasıl birisi olması gerektiğini haykırıyordu. Hella Berry’nin idealist ve yolunu şaşırmış insanların karşısına çıkması da bundan dolayı boşuna değildi. Bu defa da Tom Hanks yerine besteci Robert’in karşısına çıkmıştı.

Hikayelerden biri de günümüzde yani 2012 yılında Londra’sında geçiyordu. Bu hikayede de kural değişmedi. Bu defa da Tom Hanks’in rolünü birlikte çalıştığı yazar Jim Broadbent kapıyordu.

Aslında Jim kardeşi tarafından kazık yiyip huzur evine yerleştirilmeden önce son derece kibirli ve bencilin tekiydi. Otel diye yerleştirildiği huzur evinden kaçma planları suya düşünce o da kibri bir tarafa bırakıp yaşlı insanlarla birlikte çalışmayı seçmişti.

Onun gibi düşünen 3-4 yaşlı insanla birlikte plan kurup kaçış planı hazırladılar. Enaniyetini o kadar çok terketmişti ki, kaçış sırasında kaçışa geç kalan eski yaşlı dostunu almak için geri dönüp onu kurtarmayı bile göze almıştı. Doğru seçim yapıp arkadaşını kurtardıktan sonra bir barda bu sefer bu yaşlı insan ekibin hayatını barda kavga çıkartarak kurtarmıştı. Bir nevi Hristiyanlık aleminde meşhur Karma felsefesi yani. Ne yaparsan onu bulursun. Jim Broadbent Tom Hanks’in rolünü kapmıştı ve enaniyetini, kibrini terkederek eski aşkına bile kavuşmayı başarmıştı.

 

Koreli Sonmi 451

Filmin hiç şüphesiz en ilginç karakterlerden birisi de Koreli Sonmi 451 idi. Gelecekteki teknolojinin boyutunu Koreli’lerin üzerinden göstermesi açısından da daha ilginçti.

Filmde değişik zamanlarda geçen bütün hikayelerin özü amaç, farkındalık, seçim, aşk ve özle ilgiliydi. Özünü bulabilmek için sonunda ölüm kesin bile olsa kendi seçiminin doğruluğuna inanmalıydın. Korenin futuristik şehrinde modern köle olarak çalışan robotlaştırılmış güzel kadın Koreli Sonmi 451 (Doona Bae) de bir seçim yapmıştı. Direnişçilerin yenileceğini bile bile onların safına katılması ve ilk kölelikten kurtulan kadın olması hesabıyla video kaydı yapması senaryonun vermek istediği mesajlardan biriydi.

Çünkü bu öyle bir seçimdi ki kendisini totem haline getirebilecek çılgınca bir seçimdi. Yenileceğini ve aşkını kaybedeceğini bile bile yapılan bir seçim. İdam edilmeden önce cennet ve cehennem’in varlığına inanmadığı halde aşığına kavuşacağına inanması kendisini sorgulayan kişiyi bile etkiliyordu. Zaten Sonmi 451 den sonra da başkalarının tapındığı bir put, totem olarak topluma işleyecekti.

Özünü kaybetmiş aç bir topluluğun kahraman bir kadını ilahlaştıracak kadar ileri gitmesi günümüzdeki özellikle Uzak Doğu dünyasındaki modern totemlere atıfta bulunması adına anlamlıydı.

 

Sonuç

Cloud Atlas’ın İngiliz yazarı David Mitchell‘in bir Japon ile evli olmasından ve Japonya’da çok yaşamasından etkilendiğini düşünüyorum. Bundan dolayı insanlığın tekrar dirilişini bir çekik gözlü karakter üzerinden yaptığına inanıyorum. Yani yazarımız Uzak Doğu felsefesinden ve inanışlarından oldukça etkilenmiş. Reenkarnasyonu böyle dallandırıp budaklandırması da bu yüzden.

Bu durum Hollywood sinemasının alışık olmadığı bir durumdu, genelde sonunda kahramanlar Amerikalı’lar olurdu, bu sefer yazarın kurtuluşun gerçek sahiplerini farklı milletten seçmesi oldukça anlamlı olmuş. Yalnız yine de arkasında bir Amerikan desteği olmadan olmaz mesajını vermekten kendisini alamamış.

Cloud Atlas’ın aşkı, olayları ve karakterleri düzlemsel değil de bir çember noktaları şeklinde işlemesi bizim başımızı dolandırmış olabilir. 5 farklı hikayenin sinema dilinde anlatılsa bile bize karışık gelmesi de normal olabilir. Hatta farklı zaman dilimlerinde Halle Berry’nin ve Koreli Doona Bae’nin boynundaki izlerin Reenkarnasyonu desteklemek için kullanıldığına da inanabilirsiniz. Karma felsefini temsil eden Tom Hanks’in nasıl davranırsan öyle muamale görürsün mesajını da çok bayatlamış bulabilirsiniz.

Nasıl olsa bizim kültürümüzde “men dakka dukka” yani “eden bulur” inanışımız var Karma felsefesi bizim neyimize deyip te eleştirebilirsiniz. Bu filmi çok karışık bulup klasik Hristiyan propagandası da diyebilirsiniz. Eşcinsel Robert’in intihar etmesi bile Reenkarnasyona olan inancından dolayı filmin suyu çıkmış ta diyebilirsiniz.

Her ne olursa olsun, ne derseniz deyin, ben bu filmi izledikten sonra şu gerçeği anlıyorum:

Kölelik, aşk, acımasız sermaye gurupları, ihtiras, özgürlük, tutucu totem inanışları, fedakarlık, cinsellik, cesaret, amaç, idealizm bunlar zamandan bağımsız şeyler ve bunları seçmek için hayatımızın hangi zaman diliminde doğduğumuzun da bir önemi yok. Geçmiş ve geleceği birbirine bağlayan sizin yapacağınız müspet ve menfi seçimlerle ilgili. Kendi rolünüzü ya seçimlerinizle kendiniz belirliyorsunuz ya da rolünüzü başkasına kaptırıyorsunuz. Ya hayatınızda bir amaç ediniyor ölümü bile göze alıyorsunuz ya da sıkıcı bir kariyerinizle hayatınız boyu baş başa kalıyorsunuz. Ya arkadaşınız, eşiniz ve bütün sevdikleriniz için fedakarlık yapıyorsunuz ya da bencilce kendiniz için yalnızca yaşıyorsunuz.

Aşk, mücadele, idealler, hedefler, hayaller her şey ister gelecekte ister gecmişte ister şimdi karşınıza bir seçim olarak çıkacak ve etrafınızda dolaşacak. Etrafınızda dolanan bu şansları kendiniz değerlendirmezseniz eğer mutlaka bir başkasının olacak. Seçim sizin!

5 thoughts on “Cloud Atlas Felsefesi

  1. Gerçekten çok iyi kaleme almışsınız okurken filmi seyrettim sanki bakalım filmi seyrederken ne hissedeceğim

  2. Geri bildirim: Popüler Kültürü Yeniden Şekillendirmek | 2kere2beseder

  3. Geri bildirim: 2kere2beseder

    • Bari doğrusunu lütfetseymişsiniz de biz de filmi doğru anlasaymışız.. hemen yok öyle vurup kaçmak 🙂

      Film baştan sona Reenkarnasyon, filmde intihar eden zavallı dünyaya bir daha geleceğini zannediyor.

      Koreli Somni 451 Cennet ve Cehenneme inanmadığını söylüyor ve tekrar dünyaya geleceğini ima ediyor onun için idam edilmekten korkmuyor

      Tom Hanks ve Halle Berry değişik zamanlarda sürekli yeniden karşılşıyorlar ama birlikte olmaları kendi seçimlerine bağlı oluyor

      Filmin Reenkarnasyon temasından başka bir şey gördüyseniz söyleyin biz de aydınlanalım

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s