Kolaycılık Felsefesi

“Kolaycılık Felsefesi” tabirini kendim icat ettim. Bu felsefe “klonlama”, “ithalcılık”, “kopyacılık”, “kısa yoldan köşeyi dönme”, “sen satmaya bak”, “armut piş ağzıma düş”, “fikrimi söylemem çalınır” tabirleriyle aynı kapıya çıkar. Ben hepsine toptan “kolaycılık felsefesi” diyorum.

Türkiye’de bu tür insanlardan ganiyle var. Medya’da, girişimcilik seminerlerinde, Üniversite’lerde, şirketlerde her yerde görürsünüz. Güney Kore’li şarkıcı PSY Gangnam Style şarkısıyla  dünya çapında rüzgar estirince, peşinden Yam Yam Style ve Mangal Style çıkartan ilk ülke olduk. İnternet klonlarını, akademisyenlerin ithalciklerini, saçma sapan dizileri yakinen herkesin gördüğünü veya en azından duyduğunu var sayıyorum.

Kolaycılık felsefesinin adı üzerinde, kolay yoldan sonuca gitmek demek. Kimi zaman ekonomik kaygılardan, kimi zaman şöhretperestlik duygusundan, kimi zaman da yenilikçilik kısırlığından kaynaklansa da eninde sonunda bunun bir tercih olduğu gerçeğiyle yüzleşeceksiniz.

İnsanların kolaycılık yönlerini sordukları sorulardan anlayabilirsiniz. Cem Yılmaz’ın katıldığı Üniversite panellerinin birisinde Üniversite öğrencileri kendisine ayakkabısını, elbisesini, malını, mülkünü sora dursun, orada bulunan küçük bir kız çıkıp neden çocuklara yönelik sinema filmleri, animasyonları yapılmıyor diye sorunca kolaycılık felsefesinin yaş ilerledikçe daha çok benimsendiğini daha iyi anlamıştım. Cem Yılmaz sorduğu sorudan dolayı kendisini tebrik etmiş ve özeleştiri yapmıştı.

Bir ülkedeki kolaycılık felsefesi’nin en büyük nedeni özgün içerik sıkıntısıdır. Eğer doğru düzgün içerik oluşturamıyorsanız eğitim sisteminizde kendi genç neslinize İngilizce ders kitaplarında İngiliz kültürünü öğretirsiniz, çocuklarınıza Amerikan Animasyon filmlerini izletmek zorunda kalırsınız. Yabancı filmler salonlarınızı esir alır ve kendi kültürünüze ait filmleri izlemek yerine kovboy filmleriyle yetinirsiniz.

Bu içeriklere tu kaka demiyorum, yabancı filmleri şahsen izleyen, yabancı dil eğitimine önem veren, yabancı şarkı dinlemeyi seven birisiyim. Lakin kendi ülkenizde kendi kültürünüzün dinamiklerine yönelik yeterli içerik üretilmiyorsa çok ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. Gençleriniz başka kültürün birikimiyle büyüyecek, zihinleri ona göre şekillenecek ve düşünce yapıları sözde çağdaş tüketim yapısıyla formatlanacaktır.

Nasrettin Hoca da bir Dünya Starı Olabilir yazımda aslında bunu iddia etmiştim. Bu iddiamı her mahvilde dile getireceğim. Kendi değer varlıklarımızı modern çağa uyarlamakta güçlük çekiyoruz. Şanlı tarihimiz, büyük tasavvuf hikayelerimiz, zengin Türk mutfağımız ve derin kültürümüze rağmen kendimizi pazarlayamıyoruz bir türlü. Aslında böyle bir tercih yapmıyoruz dersek daha uygun olur.

Zor iştir kendi içeriğini oluşturmak, armut piş ağzıma düş varken armut ağacı dikmek, sulamak, bakmak zor iştir. Zaman alır, büyük emek gerektirir, vizyon ister. Kim uğraşacak şimdi yenilikle, içerikle nasıl olsa Cem Yılmaz’ın tabiriyle “yapılmışı var”. Hazıra konmak varken kim uğraşacak içerik oluşturmakla.

Zengin yemek kültürüne sahip bir millet olarak siz hiç meşhur “kebap fast food” zincirleri duydunuz mu? Bırakın kuru fasülyeyi, nohutu, sarmısağı. Türk damak zevki çok farklı bir şey, siz kendi zenginliğinizi başka kültürlerin formatına ayarlayabildiniz mi? Onların damak zevkine göre değiştirebildiniz mi? İçeriğinizin zenginliğini koruyarak başka pazarlarda konumlandırabildiniz mi?

Kolaycılık felsefesini aşmanın yolu kendi içeriğini oluşturabilmekten geçiyor. Bu devirde artık taklit eden değil, taklit edilen saygı görüyor. Bill Gates’lerin, Steve Jobs’ların hikayelerini dinlemekten gına geldi, artık zevk vermiyor. Artık “küçük olsun benim olsun”  tüccar mantığıyla büyük pazarlarda rekabet edemiyoruz.

İlk öncelikle kendimize ait içeriklere sahip çıkıp uluslararası pazarda doğru konumlandırabilmemiz gerek. Başka gençlere örnek olacak yeni rol modelleri yaratabilmemiz gerek. Esnaf mantığı yerine ortaklık modellerine geçmemiz gerek.

Türkiye’nin Orta Doğu’da bölgesel gücünün arttığı bir zamanda bölgesel pazarı ciddiye alacak genç girişimcilere su gibi ihtiyaç duyuyoruz. Apple’ın ürünleriyle marka havası atan bir gençlik yerine kendi kimlik kodlarını kavramış bir nesle ihtiyaç duyuyoruz. O kadar çok ihtiyaç duyuyoruz ki kendi anayasamızı oluşturabilecek içeriği bulmakta ve ortak noktalarda anlaşmakta bile zorlanıyoruz.

Kendi içeriğini oluşturabilen bir nesil sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada kendini anlatabilmenin hazzını yaşayacaktır. Kendine ait milyar dolarlık yeni kültürel ekosistemini yaratabilecektir. Yeni ekonomiler oluşturacaktır. Filmini, şarkısını, türküsünü, kitabını, eğitimini satabileceği pazarları digital teknoloji aracılığıyla başka ülkelere de taşıyabilecektir.

Kendinize ait içeriğiniz olmadan kimseyle rekabet edemezsiniz. Kloncu damgası yersiniz, küçük görülürsünüz, kopyacı muamelesi görürsünüz ki çok ta haksızlık sayılmaz. Zira kendi içeriğini oluşturamayan bir milletin taklit etmesi kaçınılmazdır. Aşırı taklit bir milletin kişiliğini öldürür, kişiliksiz bırakır, sizi dev üreticilerin gözünde sadece pazarlama objeleri haline getirir.

En önemlisi de kendinize olan saygıyı yitirirsiniz. Kolaycılık felsefesi insan ruhunu öldüren zehirli bir bal gibidir. Yersiniz, tadı hoşunuza gider, paralar kazanırsınız, zengin olursunuz, medyada popüler olursunuz ama kopyacı olduğunuz için kendiniz hiç bir zaman olamazsınız.

ABD’de o kadar çok içerik üretiliyor ki “content is the king” seviyesinden “context is the king” seviyesine geçtiler. İçerik kraldır söylemi içerik pazarında meşhur bir sözdür. Aşırı içerik olunca kullanıcı en kalitesini ve anlamlısını tercih ettiği için en makul olanının ayakta kalacağı varsayılıyor. Bundan dolayı gelişmiş ülkeler aşırı içerikten en anlamlı semantik içeriklere doğru hızlı bir geçiş yaptılar.

Yüz bin şarkı, film veya kitap arasında bir insanın tüketebileceği içerik sınırlı olduğundan kategoriksel olarak “en” leri ön plana çıkarmaya başladılar. Pazarlama olarak “fremium” modellerini geliştirmeleri bu yüzden. Yani kullanıcı pek çok içeriği bedava kullansın, gelişmiş sofistike özellikleri için ise para ödesin modelleri en çok gelecek vaad eden modeller olma yolunda ilerliyor. Biz ise henüz kendi içeriğimizi bile oluşturamadık, işin en kötüsü de böyle bir tercih yapıp işe başlamadık bile.

Artık zoruma gidiyor, Amerika Louisiana mutfağının bile Türk AVM lerinde görmek zoruma gidiyor. Girişimcilere sürekli Bill Gates, Steve Jobs hikayelerinin anlatılması zoruma gidiyor. Çocuklarımıza sadece Süper-Man, Spider-Man, Iron-Man izletmek zorunda kalmamız zoruma gidiyor.

Gençlerimize yabancı dil öğretirken anglo sakson ırkının kültürünün reklamını yapmak  zoruma gidiyor. Bir Türk girişimcisinin Franchising zincir modeli yerine bir lokanta açıp yirmi yıl aynı lokantayı işletmesi zoruma gidiyor.  Bir Türk gencinin tek kriter olarak  “bu işte çok para var” demesi var ya, en çok ta o zoruma gidiyor.

2 thoughts on “Kolaycılık Felsefesi

  1. Eline sağlık içten ve olduğu gibi yazmışsın, hastalığı ortaya çıkarmışsın. Tespitlerin harika, kolay gelsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s