Taken 2 ve Hollywood’un Türk’lerle İmtihanı

Filmin fragmanını gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk defa güçlü İstanbul vurgusuyla bir Hollywood filmi çekilecekti ve bütün dünyada gösterime girecekti. Gece yarısı ekspresi filminin yaptığı tahribatı bu film düzeltecek biz Türk’leri gururlandıracaktı. Liam Neeson gibi ünlü bir aktörün oyunculuğuyla sinema salonlarında zevkli dakikalar geçirecektik.

Film gösterime girer girmez heyecanla kardeşimle birlikte izlemeye gittim. Ne yazık ki beklentimin çok altında bir film çıktı karşıma. Her ne kadar İstanbul’un güzel camilerini, mistik havasını yansıtmayı başarabilmişlerse de Türk insanının yansıtılma biçimi tam bir hayal kırıklığıydı.

Filmin başlarında İstanbul’a gelen oyuncumuzun otelde Suudi kıyafetinde birisinin işini görmesi ve tokalaşması “eyvah” larımı haklı çıkarttı. Otel’deki bayan çalışanlar hariç, sokaktaki bütün bayanların çarşaflı gösterilmesi Hollywood’un yaygın İran-İslam algısının klasik bir yansımasıydı.

Gerçekten de yurt dışına yaşayan birisi olarak Amerikalı’ların İslam toplumlarını İran üzerinden gördüğüne şahit oldum. ABD’ye geldiğimden beri “Sünni misin, Şii misin” sorusuna çok muhatap oldum. CNN, Fox gibi Amerika’nın Neocon medyasının Amerikalı halkın üzerindeki planlı İslam propagandasına şahit olduğunuzda, filmde neden böyle bir yöntemin kullanıldığına siz de şaşırmayacaksınız.

Hollywood’un varsın Müslüman Türk toplumunun çağdaş kadını yanlış gösterilsin, yeter ki Amerikalı insanının bilinç altına dokunulmasın tercihi siyasi bir tercih mi yoksa ekonomik bir tercih mi olduğu tam net değil ama bir şey çok net, Türkiye Amerikalı’ların gözünde kesinlikle bir Avrupa ülkesi değil bir Orta Doğu ülkesidir.

Filmdeki eksiklikler sadece bunlar değildi, kullanılan eski polis arabaları ve “kötü adamlar” ın Galatasaray maçını 80’li yıllardan kalma bir Televizyonda izlemesi de ayrı bir gaftı. Her ne kadar kötüleri Arnavutluk’tan getirdiyseler de Türk insanına dair en ufak iyi bir karakter bulamadık filmde.

Aslında kadın tüccarlarının Taken 1 filminden itibaren Arnavutluk’tan seçilmesi zekice bir karardı çünkü filmin ilk versiyonu Paris’te geçiyordu. Avrupa’da siyasi ve toplumsal saygınlığı olan Fransız insanını karşılarına almak yerine siyasi olarak güçsüz, yıldızı henüz parlamamış Arnavutluk insanını kadın tüccarları olarak göstermek daha mantıklıydı.

Amerikalı eski bir güvenlikçi kahraman kızını kurtarmak için birer birer hepsini öldürecek ve filmin ikinci versiyonu için de intikam senaryosu hazır olacaktı. Böylelikle kötülerin Arnavutluk’tan seçilmesi ve konunun intikam olarak sürdürülmesi Türk’lerin yapacağı itirazlara karşı da kalkan görevi görecekti.

Bu arada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Tanıştığım her Arnavutlu’nun çok zeki ve özellikle yabancı dil öğrenme konusunda çok yetenekli olduğuna şahit oldum. Zamanı geldiğinde, yıldızları parlayıp güçlendiklerinde bu filme bizden fazla onların itiraz edeceğini düşünüyorum.

Filmde Amerikan Büyükelçiliği’nin uydudan takip edilmesi teknik olarak yanlış bir seçimdi. Kendimden biliyorum, Amerikan Konsolosluğunu bile GPS’ten bulamazsınız çünkü yeri uydudan güvenlik nedeniyle kasıtlı olarak silinmiştir. Hadi diyelim filmdir bu kadar ayrıntı kalbe zarar, hadi Amerikan Büyükelçiliği Ankara’da değil İstanbul’da olsun, o da kabul, peki kahramanlarımızın kötülerden kurtuldukları halde Büyükelçiliğe arabayla dalmalarına ne demeli. Hakaret gibi bir şeydi bu sahne, Büyükelçiliğe girmeden yani bu durumda Amerikan topraklarına girmeden güvende değilsin demek oluyor bu.

Afganistan’da çalışan bir arkadaşım anlatmıştı. Afganistan’da Amerikalı’ların tek bildiği şey kendilerine yüksek surlu üsler yapmak. Bu bana İstinye Amerikan konsolosluğunu hatırlattı. Şato gibi binada vize alırken seni kendi büyüklüklerinin altında ezmeye çalışma psikolojisi. Aynı zamanda dünya üzerinde yürütülen polislik suçunun meydana getirdiği korunma psikolojisi de diyebilirsiniz.

Aslında Türkiye’nin manzaralarını göstermesi açısından yerinde sahneleri mevcut. Yani otantik yerleşim yerleriyle, boğazıyla ve büyük camileriyle İstanbul iyi gösterilmiştir diyebiliriz. İddiamız da bu değil zaten. Şunu diyoruz, Hollywood Türkiye’yi keşfetti ama Türk’leri henüz keşfetmedi ya da kasıtlı olarak üç maymunu oynuyor.

Hollywood’u eleştirirken dikkatli olmak lazım, İstanbul’un dar sokaklarındaki araba kovalama sahnelerinin bu kadarını bile Türk sineması çekemiyor. Hamamdaki dövüş sahnesini de buna dahil edebilirsiniz. Adamları o kadar eleştiriyoruz ama Hollywood’un en basit aksiyon sahnelerini bile kendimiz çekmekten aciziz. Bu da bizim ayıbımız.

Yakında yeni James Bond filmi “Sky Fall” vizyona girecek. O filmde de bazı Türkiye sahneleri var. Filmin tamamının İstanbul’da çekildiğini sananlar hemen heveslenmesin çünkü sadece bir kaç İstanbul sahnesi var. Sanki Türkiye’nin her yerinde çekilse çok farkederdi.

Kısaca Taken 2 filminde Türk’lerden ziyade İstanbul sahnelerini ve standart Amerikan zihin yapısını izlemiş olduk. Onların gözünde Türk’ün İslam dünyasında yerinin diğer sözde İslam devletleriyle aynı şekilde konumlandırıldığına bir kez daha şahit olduk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s