Girişimcinin Acziyet Silahı

Yazılarımı okuyanlar bilirler, çoğunu Amerika’dan yazsam da kendi Türk kültürümüze göre şekillendirmeyi tercih ederim. Günümüzde teknoloji, kişisel gelişim, seminerler, cep telefonları, filmler, şarkıcılar, aktörler, aktrisler, futbolcular her ne popülist tüketim kültürü varsa batıdan veya Amerika’dan bize intikal etmiştir.

Biz de tüketim toplumunda girişimci olmak için ticari ürünlerin yanında pazarlama kültürlerini de birlikte almışız. Buraya kadar herşey tamam da başarıya ulaşmak için de aynı metodları kullanır olmuşuz ve kendimiz olmaktan çıkmışız.

Batı ve Amerikan kültüründe ego ön plandadır, bizdeki mütevazi ve teslimiyetçi kültür onlarda yoktur. Aşırı kapitalist sistemde rakiplerine karşı acımasız olacaksın, hitabet kültürünü, sunum tekniklerini geliştireceksin, kendine olan özgüveninle gurur duyacaksın, içindeki gücü keşfedeceksin, egonu besleyerek başarı merdivenlerini tırmanacaksın.

İş hayatında rakiplere karşı çetin olmakta, kişisel sunum yeteneklerini geliştirmekte ve içindeki pozitif enerjiyi çıkartacak teknikleri öğrenmekte bir sorun yok ama bunları yaparken “ben yaptım” modunda olmakta ben dağlar kadar sorun görüyorum.

Başarı sonuçlarını kendine mal etmenin bizim kültürümüzle bağdaşır tarafı yoktur. Bunun yerine Türk kültürüyle yetişmiş bir girişimcinin sahip olması gereken en etkili silah acziyet olmalıdır.

Kendi acizliğinin farkına varmak çok kolaydır. Günlük lavabo ihtiyacını karşılayamadığında, biraz hastalandığında, yakının vefat ettiğinde, merdivenlerden düştüğünde, sevgilin tarafından terkedildiğinde,  çocuğun kaza geçirdiğinde, boğazına kılçık kaçtığında, geceleyin uykun geldiğinde, kalbin kırıldığında, parmağını muma götürdüğünde, ölüm döşeğinde, uçak sallandığında, işsiz kaldığında, patronundan azar işittiğinde yani hayatın her karesinde kendi acizliğini hatırlatacak o kadar çok kare varken bu kadar egolu olmak kalbe zarar değilse nedir.

Bir girişimcinin aslında en çok hissettiği duygu acziyet duygusudur. Yatırımcının peşinden koşar ikna edemez, takım kurar takımı dağılır, ortak edinir kazık yer, parasız kalır dilencilik yapar, ofis kiralar sahibiyle papaz olur, proje yapar tutmaz, sonra yine yapar yine tutmaz, tuttu sanır tekrar batırır, çoğu zaman da bir B planı olmaz da çaresizlik içinde kıvranır durur.

Acziyet her girişimcinin yaşadığı ortak duygudur. Onsuz bir girişimci yoğrulamaz. Kader zorlukları karşısına çıkarır, acziyetle kendisini kendisine tanıttırır. Dibi gördükten sonra yükselmeye başlayınca da Karun gibi “ben yaptım” havasına girer ve geçmişteki bütün sıkıntıların bereketini tek çırpıda bitirir de farkına bile varmaz.

Halbuki girişimcilik yolculuğunda kendisinden istenen şey başkasına karşı acizlik değil, sadece kendi acizliğini hissetmesidir. Yoksa başkasına karşı gösterilecek gereksiz acizlik onursuzluktan başka bir şey olmayacaktır. Acziyet algılanacak yerde insanlara karşı mağrur olunmalı, kibirli olunmalı, son derece gururlu olunmalıdır.

Kastettiğimiz insanın her saniyelik nefes alış verişinde ona hayat verenin büyüklüğünü kabul etmesi kendisinin de küçüklüğünü ikrar etmesidir.  Bunun için sofi olmaya da gerek yoktur. Biraz aklını çalıştırması bile yeterlidir bunun için.

Başarısızlığın dibini görüp aczini anlayanlar, sonra da büyüdüklerinde mütevaziliklerini koruyanlar, işte bunlar beklenen yeni altın nesil girişimcilerdir. İşinde disiplinli, çalışkan, etik değerleri her şeyin önünde, başarıyı kutsallaştırmayan ama ticaretin inceliklerine vakıf, erdemli girişimciler dünyanın kaderini de değiştireceklerdir.

Şu anda bunlardan bulmak çok zordur. Şu anki girişimciler Steve Jobs’ların, Mark Zuckerberg’lerin, Bill Gates’lerin ve Anthony Robbins gibi başarılı yabancı insanların hikayeleriyle büyüdüler. Onları modellediler, onları sevdiler. Steve Jobs’ın bir Türk hamamında i-Phone fikrini ilham aldığında kendileriyle gurur duyacak kadar aşağılık psikolojisine girdiler. Mark Zuckerberg’ün en çok Türkiye’yi ve İstanbul’u gezdiğini öğrendiklerinde bunu iftihar vesilesi saydılar. Türk Facebook kullanıcı sayısının dünyada 4. sırada olduğunu öğrendiklerinde onur duydular. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Twitter ve Google’ı gezmesini ballandıra ballandıra anlatıp bitiremediler.

Halbuki yaptıkları şey kendilerini aşağıya konumlandırıp onlara üstten bakmaktan ibaretti. Eğer onlar kadar çalışıp dev şirketler kurup zengin olsalardı bu aşağılık kompleksini bitirecek, özgüvenleri tekrar yerine gelecek ve onlar da büyük olacak ve saygı duyulacaktı.

Halbuki yine yanıldılar. Dev şirketler kuran Cowboycu ülkenin dünyaya barış getiremediğini, her yerde savaşların katlanarak arttığını göremediler. Teknolojinin ve paranın suyunu çıkartan milyar dolarlık şirketler Afrika’daki açlık sorununu da çözememişlerdi. Güçlerini kullanıp petrol için gittikleri Irak’ta ve Afganistan’da rezil olmuşlardı. Paralarıyla her şeyi değiştirecekeri sandıkları anda ekonomik krizi kucaklarında bulmuşlardı. Orta Doğu’daki Arap Bahar’ının önüne geçememişlerdi.  Dünyadaki su sorununun üstünü örtmeye çalışmışlardı ama başaramamışlardı.

Eşcinsellik, seri katillik, enses ilişkiler, artan suç oranı gibi sorunları da kendi ülkelerinde çözmekten aciz düşmüşlerdi. Bu zengin ülkelerin pis kokuşmuş medeniyetinin farkına varamayan hayalperest klasik girişimciler her şeyin ekosistem, para ve network olduklarını sanmışlardı. Bunun için silikon vadisinden konferans için Amerikan yatırımcıları getirip seminer verdirmişlerdi.

Bizde niye silikon vadisi yok, biz neden kendi ekosistemimizi oluşturamıyoruz, neden büyük şirketler çıkartamıyoruz, bizden neden YouTube, Google, Facebook çıkmıyor, California’daki gibi bizde neden dev bir moda sektörü yok, bizim neden bir Hollywood’umuz yok bak Hintlilerin bile bir Bollywood’u var, bizim neden New York gibi finans merkezimiz yok gibi en sonda sorulması gereken soruları en başta sorup çok feci yanıldılar.

Çünkü ahlakın ve medeniyetin diplerde gezdiği bir zaman diliminde erdemlerden mahrum yetiştireceğiniz her bir girişimci geleceğin firavunları olmaya adaydır. Bir toplum için yapabileceğiniz en büyük ihanet ahlaksız insanların eline para vermektir. Daha doğrusu onlara paranın nasıl kazanacağını öğretmektir. Egoist, bencil ve psikopat CEO lar yetiştirmemek için etik değerleri derinlemesine işleyen kapsamlı bir girişimcilik eğitimine ihtiyacımız var.

Bu kadar kapsamlı bir eğitimle zaman kaybetmemek için en azından şimdilik  “acziyet” kavramını girişimcilere aşılayarak işe başlayabiliriz.  Girişimci egosunu kontrol altına alabilecek, nefsi ona binmeyecek, o nefsini binek yapacak ve kuracağı işletmelerde istihdam sağlarken rızkı verenin kendisi olmadığını idrak edecektir. Siz “ego” kötüdür, tu-kakadır diyerek bir girişimciye yol gösteremezsiniz. İnsanların egosunu doğru kanalize etmeniz gerekir. Egosunun varlığını kabul ederek onu kontrol edebileceği bir “acziyet” silahını eline verebilirsiniz. Böylelikle kendisini kamçılayıp, sorgulayıp, kendisini hizaya getirebilecektir.

Aksi takdirde, bir girişimcinin eline böyle bir kamçı vermezseniz eğer bir gün gelir o sizi nasıl hizaya getireceğini iyi bilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s