İslam Girişimciliğe Nasıl Bakıyor?

Bir zamanlar Kur’an-ı Kerim’de bilgisayar ile ilgili işaret var mı diye merak etmiştim. 1400 yıl önce ışınlama, görüntü nakli, ses nakli, buharlı gemi, hayvanlarla iletişim, hava taşımacılığı, kısırlığın çözümü, kör ve amaların görebilmesi, parmak izleri, ay, gezegenler, astroloji, dünyanın dönmesi, dağlar, elektrik vb. pek konularda değişik ayetlerle açık veya kapalı işaretler vardı. Çoğunu şu anda keşfettik ve semeresini bizzat yaşıyoruz ama neden günümüzü değiştiren Bilgisayar ile ilgili bir işaret bulamamıştım diye merak edip araştırmıya koyulmuştum. Bir hak dostu bana Yunus süresini iyi okumamı telkin etmişti. Bilgisayara nasıl işaret var diye merak ederken bana “bilgisayara odaklanma, bilgiye odaklan, bilgiyle ilgili işaretler var” demişti.

Değişik sürelerde bilginin önemine dair ayetler bulmak mümkün ama konumuz bu değil, bunun araştırmasını size bırakıyorum. Yalnız bu kadar çok bilimsel hedefler ve işaretler gösteren İslam Dini acaba girişimcilik konusunda ne düşünüyordu diye merak etmeye başladım. Girişimciliğin şu anda Türkiye’de en revaçta olduğu bir zamanda neden kimse bununla ilgili tek bir laf etmiyordu. Semineler, söyleşiler, konferanslar, yeni start-uplar, kuluçka merkezleri, Üniversiteler ve hatta girişimcilik yüksek lisans programları derken neden kimse işin dini boyutunu masaya yatırmıyordu. Bütün dünyada globalleşmeyle birlikte girişimcilik fırtınası esiyor ama tek bir kulun ağzından işin dini boyutunu hiç duymuyordum.

Aslında bunu tahmin etmek zor değil, insanlar Türkiye’de dini tartışmaya ve özellikle inançlı olduklarını söylemekten korkuyorlar. Çok ta haksız değiller, memlekette tartışmasını ve bilgi alış veriş yapmasını bilen çok yok, daha doğrusu karşısındakini özümseyebilen çok yok. Herkes kendi düşüncesini karşısındakine kabul ettirmekle meşgul. Bir taraftan da siyasi sorunlar çok büyük, ülkenin etrafı ateş çemberi, iktidarda muhafazkar bir parti. Şimdi bu durumda ne söylersen dikkatleri üzerine çekersin ve dinci olarak algılanırsın.

İslam’ın girişimciliğe nasıl baktığını anlamak için İslam Ekonomisini iyi anlamak lazım. Yıllar önce Deniz Baykal’ın İslam ekonomisini öven konuşmasına çok şaşırmıştım. Sonra başka sosyal demokrat görüşlü insanlardan da benzer ifadeler duyunca şaşkınlığım daha da artmıştı. Demek ki hangi görüşten olursa olsun, İslam ekonomisini biraz olsun anlayanlar hakkını teslim ediyordu.

İslam ekonomisi şu anki kapitalizmin daha etik ve insancıl hali diyebiliriz özetle. Serbest piyasayı destekler, hatta zengin sınıfın varlığını ve sınıfsal farklılıkları sonuna kadar kabul eder. İşin en ilginç tarafı kazanma limiti yoktur, istediğiniz kadar kazanabilirsiniz. Bunun yerine zekat, fitre, burs gibi  toplumsal destekleri ön plana çıkartarak zenginin malını fakire dağıtımını ve paylaşımını esas alır. Faizi yasaklayarak haksız ve risksiz kazancın önüne geçmeye çalışır. Mesela Toplumsal yardımlaşmaları vakıflar üzerinden getirilmesi Osmanlı’da oturmuş bir kültürdü. Zenginlerin bir vakfı yoksa çok yadırganırdı. Kısaca İslam ekonomisinin paylaşımı esas alan ve faizi yasaklayan kuralları dışında şu anki liberal piyasayla çelişen bir tarafı gözükmüyor.

Gelelim girişimciliğe, İslam ticareti bizzat destekleyen bir dindir. “Kazancın onda dokuzu ticârettedir”  Hadisi Şerifiyle Hz. Peygamber (S.A.V) ticaretin önemine vurgu yapmıştır. Hz. Muhammed (S.A.V) , Hz. Hatice, İmam Ebu Hanife, Hz. Osman ve daha niceleri ticaretle uğraşmışlardır. Hz. Muhammed (S.A.V.) ilk evliliğini bir iş kadınıyla (Hz. Hatice) yapmıştır.

Tacirler de girişimcilerin bizzat kendileri oldukları için girişimcilik, yeni sermaye ve iş imkanları oluşturma kutsal sayılmış ve desteklenmiştir. Desteklenmiştir ama bakın yine aynı kapıya çıkıyoruz. Ticarette etik, ahlak ve değer yargıları herşeyin üzerinde tutulmuştur. İşlerin yazılı yapılması, sözlerin kağıda dökülmesi, şahitlerin tutulması, niyetin halis olması, hileden uzak durulması gibi etik değerler ön plana çıkartılmıştır.

Bununla birlikte Kuran’ı Kerim ve Hadis’lerde şükür, sabır, çok çalışmak, ekip çalışması, öz-verilik, istişare, sebat gibi unsurlar telkin edilerek pek çok ayetlerde bazen direkt bazen de dolaylı olarak başarının yollarına işaretler verilmiştir.

“İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm süresi, 39) ayetinde tembelleri uyarırken,

“Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas süresi,77) ayetinde toplumsal etik yörüngeli ahiret-dünya dengesini

“Ayrıca Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (8:46) ayetinde de itaat, ittifak ve sabrı  öğütlemektedir.

Hz. Musa – Karun Kıssası

Beni en çok etkileyen ayetlerden biri de Hz. Musa ile Karun arasında geçen ibretlik kısımdır. Karun Kimya ilmiyle meşgul olmuş ve çok zengin olmuştur. O kadar zengin olmuştur ki hazinelerinin anahtarını güçlü adamlar ancak taşıyabilmektedir. Hz. Musa malından fakirlere olan hakkını vermesini dilemiştir ancak Karun büyüklük taslamıştır ve sonunda cezalandırılmıştır.

Bu kıssa Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde geçmektedir:

“Gerçek şu ki, Karun, Musa’nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu” (Kasas Suresi, 76)

“…Hani kavmi ona (Karun’a) demişti ki: “Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez.”

“Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas Suresi, 76-77)

(Karun) Dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz. (Kasas Suresi, 78)

“…Dünya hayatını istemekte olanlar: “Ah keşke, Karun’a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir” dediler. Kendilerine ilim verilenler ise: “Yazıklar olsun size, Allah’ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz” dediler. (Kasas Suresi, 79-80)

“Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah’a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi”. (Kasas Suresi, 81)

“Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: “Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz” demeye başladılar.” (Kasas Suresi, 82)

Yukarıda Hz. Musa ile Karun arasında geçenler, sonra da Karun’un  “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.”  diyerek büyüklenmesi ve kibirlenmesinin sonu çok feci olmuştur. Karun bütün servetiyle birlikte yerin dibine geçirilmiştir. Bilginin güç kabul edildiği günümüzde bu kıssa ibretlik bir kıssadır.

Bu kıssa şu zamanki girişimciler için çok büyük nasihatlar içeriyor çünkü burada başarılı olmuş bir insanın imtihanından bahsediliyor. Bütün kişisel gelişim kitapları nasıl başarılı olunacağından bahsederken  Kuran-ı Kerim başarıdan sonraki konumlandırma meselesini de açıklığa kavuşturuyor.

Günümüz insanlarının kurdukları şirketleri, projeleri, aldıkları madalyaları kendilerine mal etmeleri egoyla olan imtihanlarını kaybetmeleri anlamına geliyor. Başarının sadece bir araç olduğu, gerçek mutluluk amaçlarını egolarına takılıp unutmamaları gerektiği, özellikle fakirin, yetimin hakkını vermeleri gerektiği öğütlenmiştir. Egolarına yenik düşen insanlar hastalandıklarında, kaza geçirdiklerinde veya yakınlarının ölüm haberleriyle Allah’ı tekrar hatırlarlar. Böyleleri sadece başı sıkıştığında başlarını yukarı kaldırırlar. Bilgiye, paraya, güce tapan milyonlarca kişinin yaşadığı dünyada yukarıdaki değerleri yaşamak ve korumak oldukça zor bir durumdur. Büyük konuşmamak lazım.

Kısaca, İslam Dini ticareti, girişimciliği teşvik ettiği gibi sınıf tabakaları arasındaki yardımlaşmayı da teşvik etmiştir. Bununla birlikte başarı yolculuğunda ve sonrasında ego imtihanına karşı  dikkatli olunması gerektiğini telkin etmiştir.

Hz. Ömer Devri

İslam tarihinde Venture Capital sistemini yani Risk Sermayesi fon modeli ilk defa Hz. Ömer devrinde başlatılmıştır. Hatta tarihte Risk Sermayesi modelini kapsamlı olarak uygulayan ilk insan Hz. Ömerdir. Hz. Ömer devri Türkiye’nin yeni yeni kurumsallaşmaya gittiği şu dönemde Türkiye’ye ekonomisi ve girişimciliği adına ilginç ipuçları sunmaktadır.

Hz. Ömer döneminde ülke yönetim birimlere ayrıldı ve başlarına valiler ve kadılar atandılar. İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet işleri birbirinden ayrılmış oldu. Hicri takvim uygulamaya konuldu. Posta teşkilatı bu zamanda kuruldu. Devlet işlerinin ortak istişareyle görüşülebilmesi için meclis ve devlet hazinesi de ilk defa bu yıllarda oluşturuldu. Pek çok büyük fetihlerle birlikte devlet toprakları iyice genişleyince her türlü siyasi, ekonomik ve askeri örgütlenme yine Hz. Ömer döneminde gerçekleşti. Hz. Ömer devri bir ilerideki İslam Devletlerinin kurumsallaşmasının temellerinin atıldığı devirdir.

İşte aynı dönemde Devlet Hazinesi politikasında ilk Risk Sermayesi fonu da bu zamanda oluşturulmuştur ve ciddi anlamda uygulamaya konulmuştur.

2010 yılında Kadir Has Üniversitesi’nden Halil Beşkardeşler’in Prof. Dr. ERİŞAH ARICAN danışmanlığında hazırlamış olduğu  “TÜRKİYE VE DÜNYADA RİSK SERMAYESİ” master tezi bizlere ışık tutmaktadır. Aynen aktarıyorum:

Kaynak: http://sites.khas.edu.tr/tez/HalilBeskardesler_izinli.pdf

Risk Sermayesi Kavramının Teknolojik Gelişimi

“Risk sermayesine eski Asur’da Naıaqqum, Roma’da “Roman Sea Loan”, Bizans’ta  “chreokoinonio”, Orta çağ Avrupa‟sında “Commenda”, Musevi aleminde “Isqa”, Cenovalı  denizciler arasında ise “Karati” olarak adlandırıldığı bilinmektedir. Risk sermayesi finansman  modeli, VII. yy.’da Arap dünyasında Hz.Ömer’in yetim paralarını İran-Medine arasında ticaret  yapan tüccarlara vermesiyle “Müşaraka” olarak İslam dünyasındaki yerini almıştır. Orta çağda “tractator” diye adlandırılan ve zengin tüccarlar tarafından destek gören gemi kaptanları bu sistemin uygulayıcıları olmuştur. O tarihte “stan” adı verilen zenginler (oturan kişi Anadolu’da RS’nin uygulandığına ilişkin, Bursa’da bulunan 17. yüzyıla ait 32 adet belge en önemli kanıttır. Risk sermayesi kavramı kökleri Rönesans İtalya‟sına kadar uzanan bir finansman yöntemidir. On beşinci yüzyıldan itibaren İtalyan şehir devletlerinden İngiltere’de, endüstri devrimi neticesinde endüstriyel kapitalizme dönüşen dünya kapitalizmi içinde sermayedarlar, sürekli risk alan bir girişimci olagelmiştir. Nasıl olursa olsun, ekonomik faaliyette bulunan her  sermayedar bir risk veya şans karşısında bulunmuştur. Bu manada Venture Capitalizm’in yeni bir olgu olmadığı ifade edilebilir.”

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum. Siz de benim gibi Amerikan başarı hikayelerinden bıktıysanız biraz geçmişe bakmakta yarar var derim. Yeryüzüne insan geldiğinden beri girişimcilik var olagelmiştir. Şu anda dünyanın ilk girişimcileri bizmişiz gibi Amerika’lı insanların ağızlarının içine bakılmasını ben bir özenti olarak değerlendiriyorum. Neyse bu tartışma çok su götürür..

Girişimcilik fikriniz ve hayaliniz hakkınızda hayırlısıysa gerçekleşmesini diliyorum.

One thought on “İslam Girişimciliğe Nasıl Bakıyor?

  1. Emeğine sağlık çok özgün bir yazı olmuş, ben özellikle bir ayetin altını çizmek ve ülkemizin dört bir tarafı düşmanlarla çevrilmişken, akbabalar üzerimizde uçuşurken ekonomik ve siyasi çözüm için herkesin bu ayete odaklanmasını, zoom yapmasını istiyorum. Kısa olduğuna bakmayın aslında çok şey anlatıyor…
    “Ayrıca Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (8:46) ayetinde de itaat, ittifak ve sabrı öğütlemektedir.
    1-İtaat: Kur’an-ı Kerim’e, sahih hadis’lere(sözlü kısmı) ve sünnet’e(ameli kısmı) itabar etme noktasında tam olarak yaşayamasak da kabul ediyoruz,
    2-İttifak: Sorun burda başlıyor.İttifaktan uzaklaşıp bağımsızlık kuran müslüman devletlere bir bakın hepsi hiristiyanların sömürüsü altında varlık içinde yokluk çekip güdüldüler. Aynı hatayı ısrarla tekrarlamak isteyenler…3. öğüdü uygulayın !
    3-Sabır: İtaat ve ittifakda sabır gösteririsek Allah’ın (c.c.) ismini aziz tutarsak (emrine uyarsak) o da bizi aziz kılacaktır.(hiç şüpheniz olmasın…”Kulum beni nasıl bilirse ben ona öyle muamele ederim” buyuruyor.)
    Öyleyse didişmeyi,fitneyi ve nifakı terkedelim. İçimizdeki korkulardan kurtulalım ve kuvvet bulalım. Kuvvet bulalım ki düşmanlarımızın kabusu gerçek olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s