Türkiye’de yaratıcılık için sanal kafaya ihtiyacımız var

Türk müzik klipleriyle yabancı kliplerini karşılaştırdığınızda yabancı müzik klibinde bariz bir şekilde sanallığın baskın olduğunu siz de benim gibi farketmişsinizdir.

Özellikle Amerikan şarkıcıların kliplerinde kullanılan uçuk kaçık sanal alem motifleri ve her tarafa serpiştirilmiş cicili bicili renkleri rahatlıkla algılayabilirsiniz.

Aynı zamanda Hollywood bilim-kurgu, fantastik ve animasyon filmlerini içine kattığınızda anglo-sakson ırkının “yaratıcılık” (creativity) alanında büyük bir endüstriye sahip olduğunu da hatırlayacaksınız.

Türkiye’de bulunduğum yıllarda bizdeki sıradan popüler kültür üretimini başka gelişmiş ülkelerin sanal üretimiyle karşılaştırdığım zaman ciddi bir açmaza giriyordum. Bu konu uzun süredir kafamı kurcalıyordu. Bir türlü nedenlerini, sonuçlarını ve çözümlerini tanımlayamıyordum. Amerika’da bulunduğum andan itibaren Amerikan eğitim sistemini, Amerikalı dostlarımın bakış açısını ve ilgi alanlarını gördükçe daha tutarlı tespitlere ulaşmaya başladım.

İlk öncelikle roman kitap kültürünün çok fazla olduğunu gördüm. Amerikalı orta düzey eğitimli bir vatandaş bile çok fazla kitap okuyordu. Okuduğu kitaplar çeşit çeşitti. Bilim-kurgu fanatiklerini kendi gözlerimle görünce şaşakaldım çünkü iş yerinde asansörde, yemekte ve hatta bilgisayar başındayken bile bilim-kurgu romanını yanında eksik etmeyen ve her fırsatta okumaya çalışan Amerikalı arkadaşlarım oldu.

Kütüphanelerin büyüklüğü ve içindeki kitap sayısının zenginliği de bu tespitimi haklı çıkartıyordu. Bu memlekette fantastik, bilim kurgu ve distopya türü kitaplar o kadar çok yazılıyor çiziliyordu ki kendi okuyucu kitlesini de yakaladığında kesinlike beyaz perdede yerini buluyordu. Harry Potter, Hunger Games, Yüzüklerin Efendisi gibi çeşit çeşit sanal alem-merkezli, şık kostüm ve sahne tasarımını barındıran fimlerin ana kaynağı büyük okuyucu kitlesine kendini kabul ettirmiş sanal romanlardı. Büyük hazır bir kitleye sahip oldukları için de romanların uyarlamalarını çekmek kaçınılmazdı.

Bizdeki gibi her zaman tamamen gerçek olayları olduğu gibi sinemaya taşımaya çalışmaktansa, sanal alemin nimetlerinden faydalanmasını biliyorlardı. Sanal kafaya sahip insanlar hem romanlarda hem de film senayolarında iyi “karakter” ler oluşturabildiği için tüketim kitlesini kendine daha rahatça çekebiliyordu.

Bir kaç gün önce arkadaşlarımla Türk sinemasını tartışıyorduk ve Amerikan sinemasıyla karşılaştırıyorduk. Hollywood ile Türk sinemasını karşılaştırmak çok adil gibi gözükmese de senaryo karşılaştırmasında bir mahsur olmadığına karar verdik. Değişik filmleri birbirleriyle karşılaştırırken Türk sineması senaryosunda iyi “karakter” yaratamama ve olayları “karakter” lerin etrafında şekillenmediğini farkettik.

Daha önceki Türkler Korku Filmi Çekebilir mi yazımda kısmen karakter analizine değinmiştim. Türk senaryolarında karakter inşasındaki hatalar o kadar net ki gerçekten tartışmaya bile gerek kılmıyor. Mesela Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare filmi tamamen bir senaryo hatasıdır. Karakterlerin etrafında olaylar örgüleneceğine olayların etrafında karakterler örgülenmiş ve senaryonun konusu darma dağın olmuştur. Sanırım en başarılı “karakter” ağırlıklı Türk filmlerinden biri Eşkiya olsa gerek. Eşkiya karakteri kendini o kadar hissettiriyor ki Şener Şen‘in usta oyunculuğuyla bizi filmin içine çekmeyi başarıyor.

Louisiana eyaletinde master yıllarımda Üniversite’nin güzellik yarışmasına şahit oldum. Doğrusu Amerika’ya gelene kadar güzellik yarışmasının Üniversite’lere indiğini bilmiyordum. Meğer bütün Amerikan Üniversiteler’inde bir “Miss” yarışması düzenlemek ciddi büyük bir kültürmüş. Yani herkesin okuyup mürekkep yalamasına, formüller içinde boğulmasına gerek yok diyen Amerikan eğitimi güzel kızlarını kariyer basamağının ilk durağı olan “Miss” yarışmasına yönlendirerek hem onlara özgüven aşılamaya çalışıyor hem de olabilecekse gelecekte bir model veya oyuncu olmanın yolunu gösteriyordu.

Bizim niye bir “Miss” yarışmamız yok, anne bana niye yok, anne bana niye almıyorsun iddiasını gütmüyorum elbette. Anglo-sakson ırkı kendi kültürüne göre romanlarıyla, filmleriyle, müzikleriyle ve güzellik yarışmalarıyla  sanal bir ekosistem oluşturmuş. Bu ekosistem he ne kadar sanal olarak adlandırılsa da milyar dolarlık endüstri haline gelmiş ve en önemlisi kendileri de dibine kadar benimsedikleri için başka ülkelere de pazarlayabilmiş ve kendisini kabul ettirmiştir.

Biz de kendi kültürümüzdeki değerleri işleyerek yaratıcılığın sanal aleminde bir başlangıç yapabiliriz. Nasrettin Hoca da bir Dünya Starı Olabilir yazısını aslında bir nevi bunun için yazmıştım. Bize dayadıkları Noel baba yerine kendi kültürümüzden fışkıran gerçek bir karakteri modern tasarıma uygun iyi işleyebilirsek yıl başında Noel Baba kostümü giymeye de ihtiyaç duymayacağız. Zaten Nasrettin Hoca yazımda moda ve tasarıma da değinmiştim.

Sanal kafa oluşturabilmemiz için eğitim sisteminin de “yaratıcılık” motiflerine göre şekillenmesi gerekiyor. Özellikle genç neslin bol bol roman okuması ve zihinlerinde roman karakterlerini ve etrafındaki olaylar döngüsünü zenginleştirmeleri gerekiyor. Moda tasarımı, grafik, animasyon, resim derslerinin arttırılması hatta pek çok bölüm için zorunlu kılınması gerekiyor. Bunun yanı sıra “yaratıcılık” ekosistemine inanan dev endüstrinin oluşması için de şirketleşme, pazarlama vs. kapital çözümlerin geliştirilerek akademik dünyayla senkronize edilmesi gerekiyor.

Kısaca Türkiye’de yaratıcı endüstrilerin Türk kültürüne uygun inşası başladığında moda, tasarım, festival, müzik ve film gibi sektörleri de mecburen peşine takacak ve dünyaya pazarlayabileceğimiz kendimize ait milyar dolarlık sanal bir dünya yaratmış olacağız. Bunu başarırsak eğer modayla, tasarımla karın mı doyar diyen geri kafalı insanlara karşı da rahatlıkla “evet doyar” diyebileceğiz.

3 thoughts on “Türkiye’de yaratıcılık için sanal kafaya ihtiyacımız var

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s