Kendin Olabilmek

Dünyanın en zor şeyidir herşey ters gittiğinde işi oluruna bırakmak, tevekkül edebilmek. Birisi sizi incittiğinde karşılık vermek istersiniz, ona ağzının payını vermek istersiniz. Şartlar sizi olduğunuzun dışında bir yapıya büründürür ve farklı bir karakterle sahne alırsınız hayatta.

İntikam duygusu, kaygı, kibir, korku, şöhret-perestlik, aç gözlülük sizi çepeçevre kuşatır ve sizi yönlendirir. Bazen zalime ağzının payını verirsiniz, bazen de içinizde kalır ve kendinizle konuşarak hayalinizde onu incitirsiniz ve kendi kendinize konuşarak rahatlama yöntemini tercih edersiniz.

Türlü türlü zorluklarla boğuşurken de kendinizi unutursunuz. Sabır göstererek olgunlaşmak yerine acelecikle kendimize yazık ederiz. İsyanları oynayarak hayatın bereketini kendi elimizle öldürürüz. O kadar abartırız ki en küçük şeyleri, bize çok büyük göründüğünden anlayamayız bir incir çekirdeğini doldurmadığını. Dertleşmek isteriz, ağıt yakmak isteriz hatta daha da ileri giderek ihanet, ihtiras, yalan ne varsa kullanmaya çalışırız yeter ki dağ büyüklüğündeki sorunlarımızın üstesinden gelebilelim diye.

Sevgilimiz bizi terkettiğinde ahımızın tutmasını isteriz, bak bana yapmayacaktın demek isteriz ileride. Onunla karşılaşıp ahımızın tuttuğunu izlemek isteriz. Zamanında bize acımadığı için hayatın ondan intikam alma beklentisine girerek sadistlik duygumuzu tavan yaptırırız.

Bir de şu erteleme alışkanlığımız yok mu. Ölüm korkusu mesela, çok tırsarız biz ölümden, deve kuşu gibi başımızı kuma gömerek düşünmek istemeyiz. Ezan sesini duymazdan geliriz, diğer tarafa hazırlık için hiç bir gayret göstermeyiz ve ölümden kaçmak isteriz. Hayatın en büyük gerçeği ölümle yüzleşemeyiz bir türlü. Bize gönderilen ilahi kitabı bile görmezden geliriz, içinde ne yazıldığını da görmezden gelerek salağa yatarız ve sanki hiç ölmeyecekmiş gibi kendimizi eğlenceye, zevke, sefaya veririz.

İş kurmak isteriz, zengin olmak, insanlara hava atmak isteriz. Konferanslara katılıp bir taraftan başarılarımızı anlatıp egomuzu tatmin ederiz diğer taraftan da kart vizitlerimizi vererek önemli bir iş adamı mesajını karşı tarafa iletmek isteriz. Konuşulmak,  iltifat görmek, hüsnü kabul görmek ve pohpohlanmak isteriz. Kazandığımız parayla rahat etmek, ev araba almak, yetmez diyerek villalar, köşkler almak isteriz. Bütün dünyanın tatil yerlerini gezmek isteriz.

Tipik Türk aile deyimi sayılabilecek “bize layık kız” veya “bize uygun erkek” söylemini içselleştiririz. O kadar kabul ederiz ki eş seçimini bile çevrenin etkisinde kalarak gerçekleştiririz. Mesela kızı veya oğlanı çok severiz, en ufak bir tatsızlıkta götüne tekmeyi vururuz ve yüzüğü atarız. Niye atmayalım değil mi, çünkü bizim ailemize yönelik yanlış şeyler söylemiştir, maksadını aşan ifadeler kullanmıştır. Hiç bize layık olur mu böyle bir gelin veya damat.

Elin en son model arabası, cep telefonu var diyerek sosyal statü için bütün maaşımızı harcamaktan çekinmeyiz. Taklitçiliği öyle abartırız ki sonunda halkın taklitçiliği devletin zihniyetine bile yansır. Devlet ve özel sektör bile ürettikleri ürünleri yenilikten yoksun, tamamen taklit modelleri ithal ederek gerçekleştirir. Toplumun ferdinden, devletine ve şirketine kadar kursağımıza kadar öyle taklitçiliğe batmışız ki Avrupa’daki yarışma programların lisanslarını satın alıp çağdaşlık niraları atmakta bile bir beis görmeyiz. Taklitçiliğin üretim tüketim ekonomisindeki müstehak insanlar olarak saatlerimizi dizilere, filmlere ve yarışma programlarına harcarız.

Halbuki kendin olabilmenin çok ama çok basit bir kuralı var o da gerçekleri kabullenmek. Evet sadece gerçekleri kabullenmek başka hiç bir şey değil. Zorlukları kabullenip sabırlı olmak, ayrılıklarda tevekkül edip asil olmak, dini diyaneti yaşayarak ölümle yüzleşmek, paranın sadece bir araç olabileceğini amaç olamayacağını kabullenmek, eş seçiminde senin de mükemmel olmadığını idrak etmek ve en önemlisi taklidı bırakıp kendi eserlerinle taklit edilen olmak.

Çünkü kendin olabilmek asillik, merhamet, şefkat, tok-gözlülük, mütevazilik, diğergamlık, hasbilik, doğruluk, sabır, sebat, fedakarlık, dürüstlük ve ögzünlük değerleriyle yakından ilintilidir. Kendin olmak bundan dolayı çözümü bilinen dünyanın en basit formülü ama uygulunması en zor iştir. Çünkü kendin olabilmek demek kendinle hesaplaşabilmek demektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s