Bir Spider-Man Analizi

Spider-Man denince insanın aklına mutlaka bir şeyler gelecektir. Kahramanımızın bir şehir içinde binalar arasından uçtuğunu, binalara tırmandığını, şehir eşkiyalarını ağıyla kıskıvrak yakaladığını filmlerin bütün serilerden iyi biliyoruz. Bir örümceğin ısırmasıyla başlayan serüvenine de oldukça aşinayız ve dolayısıyla örümcek ile olan ilişkisinin nasıl başladığı hakkında da malumat sahibiyiz.

Yakında “The Amazing Spider-Man” filmiyle tekrar aynı formatta bir örümcek adam serisiyle karşılaşacağız. Bu sefer Andrew Garfield‘in oyunculuğunda izleyeceğimiz Spider-Man karakterinde yine çok fazla değişiklik olmayacak. Peter Parker ismiyle ailesinden küçük yaşta ayrılan zavallı veya Amerikalıların tabiriyle “loser” olan genç delikanlımız daha önce de olduğu gibi büyük babası ve büyük annesinin yanında ikamet etmektedir. Okulunda yeri geldiğinde aşağılanan Peter Parker bu defa da yine güzel bir kıza (Emma Stone) aşık oluyor ve onun etrafında dolanıyor. Peter Parker bir taraftan gerçek kimliğini gizleyerek Spider-Man olarak suçlularla mücadele verirken diğer taraftan da duygusal hayatını devam ettirmeye çalışıyor.

Hollywood döne döne aynı formattaki senaryolu filmleri çekiyor ama biz yine de izlemekten bıkmıyoruz. Fragmanından da göreceğiniz gibi insanı gerçekten de tekrar izlemeye teşvik ediyor bu yeni Örümcek Adam serisi. Sizi bilmem ama tekrar gideceğim bu filme, sebebi ise Spider-Man karakterinin felsefesinde saklı sanırım.

Spider-Man karakteri diğer kahramanlardan oldukça farklılık arzediyor. İlk öncelikle kendi varlığını suçlu ve bol binalı bir şehre borçlu. Spider-Man metropol bir şehirden başka yerde varlığını devam ettiremez. Amerika gibi dev binalar olmadan ağını kullanıp uçamaz. Tırmanabilmesi ve ulaşım sorununu halledebilmesi için uzun gökdelenler olmazsa olmaz şartlardan.

New York gibi gökdelenlerin artık simge olduğu Amerika’da suçlu oranı da paralellik gösteriyor. Dolayısıyla Spider-Man karakteri hayatın hızlı olduğu ve suçluların cirit attığı gökdelenli bir metropolde oldukça zekice hazırlanmış bir karakter olarak gözümüze çarpıyor. Spider-Man karakterinin kendisi aslında  bir ihtiyaçtan da kaynaklanıyor. Bir nevi Amerika’nın şehirdeki suçlulara karşı acizliğin bir itirafı oluyor. New York’ta her gün onlarca cinayetin işlendiği bir şehrin kurtarıcı ihtiyacı sanal bir kahraman tarafından karşılanıyor.

Sadece New York’ta değil “Downtown” dedikleri hemen hemen bütün şehirlerin göbeğinde suçluluk bir sıradanlık kabul ediliyor. Bundan dolayı şehrin merkezinde oturmayı bir lüksten öte tehlikeli bulan halk şehrin etrafında 10-30 mil uzaklıkta oturmayı tercih ediyor.

Şahsen bir sene önce şehrin merkezinde kardeşimle birlikte ofis kiralamıştık. İki ayda bir ofise uğramamıza rağmen mutlaka bir evsiz ile veya bir grup serseri ile karşılaşıp gerilime girebiliyorduk. Bu durum elbette New York, Los Angeles, Chicago gibi büyük şehirlerde daha derin hissedilebiliyor ve insan ister istemez böyle bir psikolojide bir çözüm arıyor.

İşte çözüm için devreye Spider-Man karakteri giriyor. Madem o kadar polis olmasına rağmen insanları şehirde korumakta aciz kalıyoruz diyen Amerikan mantığı o zaman biz de bari insanların bilinçaltında bir kahraman yaratarak en azından psikolojik düzeyde bir rahatlatma meydana getirelim diyorlar sanki. Zaten Spider-Man kostümü mavi-kırmızı Amerikan milli renklerden oluşuyor. Bütün Amerikalı kahraman karakterlerine bakınız çoğunda mavi-kırmızı-beyaz ve kontrast renklerini göreceksiniz. Kahraman kostümler renk ve tasarımlarıyla bir nevi Amerikan propagandasını da yaparak bizim beynimizde iyice yer edinmiş bulunuyorlar.

İşin içinde tabii ki çok farklı bir bakış açısı da var çünkü kimilerine göre böyle suçlu bir şehri insanlara sevdirmenin en kolay yolu gökdelenlerini filmin içinde serpiştirerek çaktırmadan reklam yapmak. Zira bol gökdelenli bir şehir aynı zamanda sanayileşmenin ve zenginliğin simgesi olarak ta kabul ediliyor. Dolayısıyla Spider-Man filminde biz bir taraftan da farkına varmadan Hollywood tarafından ezilmiş oluyoruz ve “bak biz böyle zenginiz ve güçlüyüz” mesajını kendi isteğimizle bilinçaltımıza yerleştirmiş bulunuyoruz. Bundan dolayı Facebook’ta şehrin içinde bol gökdelenli binalar arasındaki resimlerimizi paylaşarak şeytan ruhlu bir şehrin havasını atmaktan çekinmiyoruz.

Son serinin fragmanında bir polisin kızına aşık olan Spider-Man, akşam yemeğinde müstakbel kayın pederi ile girdiği polemikteki konuşmasını dikkatlice izleyin. “Maybe he is doing something that the police can’t” diye gizli kimliğiyle inderekt olarak Spider-Man’i savunmaya çalışan Peter Parker’a polis amcamız kaşlarını çatarak “..Can’t!!!” diye karşılık veriyor. İşte Spider-Man karakterinin özünü belki de bu konuşma karşılıyor çünkü polislerin yani bu durumda devlet oluyor mücadele edemediği şehir eşkiyalarına karşı devreye Spider-Man girerek kahraman olduğunu ispatlıyor.

Bat-Man zengin bir aileden geliyor, Super-Man başka bir gezegenden hazır kabiliyetlerle geliyor ve Iron-Man zaten zeki ve yetenekli bir bilim adamı olarak karşımıza çıkarken Spider-Man daha acıklı bir portre ile çiziliyor. Hem örümcek adam özelliklerini hiç bir özelliği olmamasına rağmen bir örümceğin ısırmasıyla kolayca sonradan kazanıyor hem de çok genç olduğu için hitap ettiği kitle genellikle daha genç bir nesil oluyor.

Sanırım bundan dolayı da dönüp dönüp aynı formatını farklı oyuncularla tekrar çekiyorlar. Neyse lafı çok uzatmadan sizi aşağıdaki fragman ile başbaşa bırakayım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s