Hipnoz musun?

Hipnoz dış dünyanın sizin bilinçaltınıza koyduğu ve siz farkında olarak veya olmayarak bu girdilere göre hayat biçiminizi belirlemeyi ifade etmektedir. Şov olarak yapılan hipnoz seanslarını görünce insanın sadece bu tip eğlence mekanlarında hipnoz olacağını düşünerek pek ala yanılabiliyoruz.

Teknoloji ve insan popülasyonu arttıkça beynimize giren yazılı ve görsel öğeler bilinçaltımıza biz farkına varmadan yerleşiyor. Sürekli tekrarlanan aynı girdiler (input) belli bir süre sonra hipnoz vazifesi görmeye başlıyor ve hayatımızı şekillendiriyor.

Yavaş yavaş farkına varmadan hipnoz oluyoruz ve istemsiz bir çıktı (output) üretiyoruz. Aldığımız kıyafetler, eğlendiğimiz mekanlar, spor tutkumuz, siyasi tartışmalar özellikle medya tarafından bize sunularak aklımızda kalıplar üretiyor. Kendi seçimimizi yaptığımız pek çok şeyi aslında başkalarının veya medyanın bize sunmuş olduğu kalıpları kullanarak yapıyoruz. Son zamanlarda sosyal medyanın da aramıza katılmasıyla aramızdaki etkileşim o kadar arttı ki kendi seçimlerimizin aslında kendimize ait bir tercih olup olmadığından bile tam emin olamıyoruz.

Şimdiki çocuklar erken yaşta daha fazla girdiye maruz kalıyorlar. Bizim geç öğrendiğimiz ergenlik ve cinsellik meselelerini onlar daha erken yaşta öğreniyorlar. Kelime dağırcıkları müspet veya menfi manada daha zengin oluyor. Bilgisayar karşısında daha fazla vakit geçiriyor ve hipnoza daha fazla maruz kalıyorlar. Bilgisayar oyunlarındaki karakterler onların gerçek dünyaya olan algısını da etkiliyor. Arkadaşları arasında birbirlerini sanal karakterler üzerinden isimlendirebiliyorlar. Çocukların medya tarafından ne kadar çok etkilendiğini görmek isterseniz onları dikkatlice izleyiniz.

Çocukları acımasızca suçlamak doğru olmaz. Teknoloji karşısında yetişkinler de nakavt oldular. Kablosuz bağlantı “wireless” çıktığından beri aynı evi paylaşan yetişkinlerin iletişimlerinde de gözle görülür bir azalma meydana geldi. Sürekli geyik yaptıkları için eleştirilen öğrenci oda arkadaşları bile geyiğe hasret kaldılar. Akıllı telefonların yaygınlaşıp İnternet’in cep telefonuna girmesiyle bir cafede oturanların konuşmaları da çok azaldı. Herkesin elinde bir cep telefonu ve kimse birbiriyle konuşmuyor. Konuşanlar da arasıra cep telefonundan facebook, twitter veya emaillerini kontrol ediyorlar.

Artık Amerika veya Türkiye fark etmiyor, belli bir bütçeye ulaşmış gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler teknolojiye ve global dünyaya ne kadar ayak uydurmaya çalışıyorsa o oranda halkının hipnozluk aletlerine maruz kalma oranı artıyor. Hergün hipnoz seansına maruz kalmamızı sağlayan diziler de bizi şekillendiriyor. Dizilerdeki oyuncular başka gençlerin iştihasını kabartarark bir zincirleme hipnoz kazasına sebep oluyor. Şu anda dizideki oyuncuları model alan binlerce genç bulmak mümkün. Dizilerdeki öyküleri ve olayları gerçekmiş gibi algılayarak sevmediğimiz karakterleri sokakta dövebilen bir halka sahip olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Amerika’da evime kablolu TV yi çektikten bir sene sonra iptal ettirdim. Reklamları, dizileri ve şov programlarının beni şekillendirdiğini hissetmeye başladığımda ürkmüştüm. Yüzlerce TV kanalının olduğu bir ülkede dizi, magazin, film içeriğinin gani gani olduğu Amerikalı halk en çok hipnoza uğrayan millettir diyebiliriz.

Hipnoz olup olmadığınızı veya en azından hipnozluk derecenizi anlamak istiyorsanız kendi yaptığınız tercihleri gözden geçiriniz. Yaptığınız tercihi ne zaman nasıl karar vererek yaptınız. Bir arkadaşınızdan etkilenerek bir diziye başlamışsanız 70 bölümlük diziyi göze aldınız demektir. Bir dizi ortalama 90 dakika olduğunu düşünürsek 6300 dakikanız başkasının sizi etkilemesiyle elinizden alınan dakikalar olmuş oluyor. Popülizmin etkisine kapılarak bir zamanın gözde mesleği olan “Bilgisayar Mühendisliği” ni benim gibi seçerseniz bütün hayatınız boyunca da sonucuna katlanırsınız. Ben kendimi eleştirdiğimde şunu görüyorum. Tamamen kendi tercihimle bir şey yapmışsam o da sadece 2007 yılında Senaryo kursuna gitmek istemem oldu. Kendi isteğimle yaptığım tek şeydir benim için.

Christopher Nolan’ın yönettiği ve Leonardo DiCaprio’nun başrol oyuncusu olarak oynadığı “Inception” filminde her ne kadar rüya konusu işlense de eylemsel olarak aynı metodları görürsünüz. İnsanların rüyalarına girerek orada bir fikir yerleştirilmesi sonucu kişiyi yönlendirmesi sağlanır. Filmin klişe argümanı zaten “don not steal an idea but plant one” şeklindedir. Yani bir fikir çalma bir fikir ek demektir bu. Rüya insanın bilinçaltına bir fikir ekilebilecek en gevşek eylem halidir. Filmin senaryosuna göre kişi rüyadan uyandığında bilinçaltındaki bu fikri benimseyerek ona uygun hareket eder. Kişi yaptığı davranışın kendi kararıymış gibi görür ama o fikri oraya eken insanların farkında değildir.

Hipnozun da benzer yöntemi vardır. Teknolojik aletler insanı pasifleştirir ve sonra size içerik akışını sunmaya başlarlar. Siz içeriği izlersiniz, okursunuz, yorumlarsınız, gülersiniz ama bu eyleminizi sandelye başında, sınıfta, evde, tatilde yani en rahat ve gevşek zamanınızda yaparsınız. Dolayısıyla farkına varmadan kendinizi başkalarının içeriğiyle şekillendirmiş olursunuz. Bu bakımdan sosyal medyanın sair teknolojilere göre hipnozluk yönünden daha masum olduğunu düşünürüm çünkü en azından kendi seçtiğiniz arkadaşları ve konuları takip ediyorsunuz. Televizyon gibi aygıtlarda ise kumandadan başka seçiminiz yok. Yine de hepsinde de dikkatli olmak gerekir. Bugün facebook ile ilgili bir araştırma haber oldu. Çıkan habere göre insanların çoğu facebook’ta gördükleri mutlu sanal profillerin çoğunu gerçek sanarak bunalıma giriyormuş. İnsanların teknolojik çağ dedikleri bu asrı ben “hipnoz çağı” olarak isimlendirmeyi daha uygun buluyorum.

Hipnoz deyip geçmeyin, artık aramızdaki etkileşim arttığına göre daha dikkatli olmalıyız. Doğru seçim başkasının size telkin ettikleri değildir. Doğru seçim sizin sevdiğiniz işi yaparken saatlerin su gibi akıp gitmesi ve sizin kariyerinize ve kişiliğinize olumlu katkı yapmasıdır. Şimdi facebook, twitter, televizyon, dizi, cep telefonu gibi bütün aletlerin etkisini düşünerek yaptığın seçimleri düşün ve kendine içten şu soruyu sor: Hipnoz muyum?

3 thoughts on “Hipnoz musun?

  1. evet hipnoz veya telkin iyi anlamda da olabilir ancak bu kadar hızlı bilginin döndüğü bir çağda iyiyi kötüyü ayırt etmek çok zor.

    Genellikle haber, magazin, dizi, spor ve eğlence temalı içeriklerle karşı karşıya kalıyoruz. Arasıra işimize yarar bilgiler elde ediyoruz.

  2. merhaba ben bir film izledim kore filmi orda adama kılıç sesinden köle yapmak gigi bir hipnoz yaptı bende korktum etkilendim sandım bide annem hipnoz olursun seni çözemeyiz diyince daha çok korktum.01/012013/ çarşamba günü izlemiştim 19/02/2013/ hala bunu düşünüyorum aman boş ver sadece biraz etkilendin geçti diyerum ama düşündükçe daha çok korkuyorum galiba bidaha seper sevgilim film izlemeyeceğim 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s