Diyalektik Yazarlar

Yılmaz Özdil’in yazıları sosyal medyada çok dolaşınca benim de ilgimi çekmeye başladı. Kendisinin pek çok yazısını tesadüf ile sosyal medyadan okumaya başladım. Ondan sonra merak edip arşivlerden artık bütün yazılarını okudum desem yeridir. Aynı şekilde Ahmet Hakan, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan gibi yazarların da aynı formatta yazdığını bildiğimden hepsininin ortak yönlerini teker teker incelemeye başladım ve hepsinin “diyalektik” tekniğini çok iyi kullandığı sonucuna vardım.

Buradaki amacım Türkiye’de tanınmış bu yazarları eleştirip yerin dibine sokmak değil, tam tersine “diyalektik” yazı biçiminin herkesin yapabileceği bir şey olmadığını vurgulamak. Diyalektik tartışma ve çatışma sanatını kullanarak toplumu karşıt bir görüşle eleştirme biçimine denir. Diyalektik metodunu tercih edenler genelde sadece belli bir kesime hitap ederler. Bahsettiğim yazarların da kitlesi genellikle laikliğe hassas kesim olması tesedüf değildir.

Diyalektik bir yazının içeriği bilgiye dayanmaz, okuyucuya yeni bir şeyler öğretmeye çalışmaz. Tek amacı mevcut hükümeti, sistemi ve toplumu hiciv veya hakaret yoluyla eleştirerek okuyucularının duygularına hitap etmesidir. Mesela Yılmaz Özdil hicvetme yöntemini kullanırken Bekir Coşkun gibi yazarlar da hakaret etme yöntemini kullanmayı tercih ederler. Okuyucuları bu tür yazılardan oldukça haz alırlar çünkü ilk önce duygularına sonra da siyasi görüşlerine dokunulmuştur.

Diyalektik yazı biçimini herkes beceremez, kelimelere bir duygusal bütünlük katarak okuyucusunu memnun etmek, üstelik hiç yeni bir şey söylemeyerek bir iktidarı eleştirmek herkesin yapabileceği bir yazı biçimi değildir. Diyalektik eleştiri metodunda kendinizi bir tartışma ortamında hissedersiniz ve yazının sonunda yazaranızın bu tartışmanın galibi olduğuna ikna olursunuz. Öyle ki bu tip yazıların önermesi açıktan yapılmaz, kelimelerin ve cümlelerin arasında serpiştirilmiş anlamlar bütünlüğü içinde saklıdır. Önermenin saklı olması okuyucu tarafından bir “zeka” unusuru olarak görülerek okuyucuya tarifsiz bir zevk verir.

Yazının sonunda da vurucu bir cümle olması karşıt görüşteki insanlara atılmış inanılmaz bir golmüş gibi algılanır. Cümleleri zaten genellikle iki satırdan oluşur, ne imlaya dikkat edilir ne de gramere. Önemli olan karşıt görüşü on ikiden vurmaktır. Türkçe’nin anası ağlatılır ve Türkçe’ye hassas okuyucuları bile bundan hiç bir zaman şikayetçi olmaz. Facebook ve Twitter’da en çok paylaşılan yazı tipleri böyle diyalektik yazılar olur. Duygularına dokunulmuştur, onlar da duygularını başkasıyla paylaşmak isterler.

Yukarıdaki yazarları başka yazarlarla kıyasladığınızda yazı formatında bariz bir fark göreceksiniz. Taraf, Zaman, Radikal ve Sabah’ın yazarları genellikle “makale” formatında yazarlar. Makalenin baştan bir önermesi olur, örneklendirilir ve önerme ispata çalışılır. Muhafazakar gazetelerde bazen istisnalar da olabilir. Mesela Zaman gazetesi yazarı Nedim Hazar diyalektik yazılar yazan ve kendi kitlesinin duygusuna hitap edebilen bir yazardır. Özellikle Mustafa Akyol, Nagehan Alçı, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Mehmet Baransu, Yasemin Çongar gibi liberal yazarlar makale formatında yazsalar da yazılarının içeriğine zaman zaman diyalektik kattıkları görülür.

Diyalektik işte böyle bir şey, makale formatında yazan yazarların bile başvurmak zorunda kaldığı yazı biçimidir. Duyguya hitap edildiği için diyalektik bir yazar hiç bir şey bilmese bile Türkiye’nin en iyi yazarı gibi algılanabilir ve sosyal medyada en çok okunan yazar olabilir. Şahsen diyalektik yazmayı ben çok beceremiyorum ve makale formatını tercih ediyorum. Kıyıda köşede kendi bloğumda yazılar yazıyorum, elimden geldiğince yaptığım önermeleri ispat için çözümler üretmeye çalışıyorum. Ne yazık ki makale formatındaki yazılar Türkiye’de çok tercih edilen yazı biçimleri olmuyor. İnsanın okuyucu kitlesi az olunca okuyucusuna hiç bir yeni şey katamayan diyalektik yazarlara özenmiyor değil. Niteliğin alt üst olduğu, niceliğin ve duygusallığın tavan yaptığı bir ülkeye sahibiz demek.

3 thoughts on “Diyalektik Yazarlar

  1. Niye bu tarza diyalektik adını taktın? kendileri mi böyle dedi, sen mi yakıştırdın? Çünkü diyalektik kavramını gerek Hegel in gerek Marks ın kullandığından çok farklı olumsuz bir yüklemle kullanmışsın:)

    • Hocam o anlamda kullanmadım.. sözlüğe baktığımızda materyalizm tanımlamasının dışında başka anlamlara geldiğini de göreceksiniz:

      “Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmayı sağlayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi, eytişim. ”

      belki de özdekçilik kelimesi daha uygun olabilirdi

      özdekçilik

      “(Ahlâk felsefesinde) Yalnızca yararlı ve haz veren şeyleri erişilmeğe değer sayan, içeriksel-özdeksel değerler dışında kendi başına var olan bağımsız bir değerler alanını kabul etmeyen dünya görüşü. ”

      http://www.nedirnedemek.com/diyalektik_materyalizm_nedir

      Bahsettiğim yazarlar kendince tutarlı bir yol izliyorlar, güya toplum mühendisliği yapıyorlar, bu yolu en başta hazza dayandırıp onun dışında kalan değerleri bağımsız bir değerler alanı olarak kabul etmiyorlar.

  2. Geri bildirim: Hababam’a sakın güvenmeyin « 2kere2beseder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s