Demokrat Gençlik Yetiştirelim

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz” sözü üzerine gündem oltasına takılan çok yazar oldu. Özellikle laikliğie hassas kesimin içlerinde bastırmış oldukları korkular tekrar gün yüzüne çıkarak daha önceden hep tanık olduğumuz laiklik-din eksenli tartışmalar tekrar alevlendi. Bu tartışmalara bayılan büyük bir medya kitlemiz olduğuna bir kez daha şahit olduk. Böyle bir söylemin Ata’ya saygısızlık olduğundan tutun ileride dindar gençliğin ülkeye Şeriatı getireceğini iddia edene kadar pek çok şey yazılıp çizildi. Böylelikle bir kez daha milletimiz içindeki görüş ayrılıkları gün yüzüne çıkarak kutuplaşmayı birebir görme imkanı yakaladık.

Türkiye yakın tarihini “kutuplaşma tarihi” olarak tanımlarsak abartmış olmayız. 80 yıldır laiklik-din rekabeti işleniyor ve körükleniyor. Laiklik veya din adına insanlar iyi niyetle düşüncelerini belirttiklerinde çok ciddi tartışmalara sebebiyet verebiliyorlar. Türkiye’deki tabloyu gözünüzün önünde canlandırın, muhafazakarlar, cemaatler, tarikatlar, laikçiler, liberaller ve azınlıklar şeklinde tanımlayabileceğimiz ancak onları laiklik veya din olmak üzere sadece 2 tercih dayattığımız bir durum var. Halbuki bu müşkil durumu “demokrat” kavramını işleyerek çözebiliriz. Belki de Sayın Başbakan dindar gençlik fikrini iyi niyetle söylemiştir ancak bunun başka kesimlerdeki tepkiyi hesap ederek dile getirmesi gerekirdi. Bundan dolayı dindar gençlik yetiştirmek istiyoruz argümanı yerine demokrat gençlik yetiştirelim söylemi daha makul olurdu kanaatindeyim.

Demokrat kendi özünde hoşgörülü olmak demektir. Kendi düşüncesinden olmayanı saygıyla dinleyen, kendisini sürekli haklı görmeyen, çoğulculuğu ilke edinip farklı fikirleri öğrenmeye çalışan bir demokrat nesil hepimizin ortak  zeminde buluşabileceğimiz önemli bir vizyon olabilir. Demokratlık size hoşgörü kapılarını açarak karşınızdaki insanı yumuşatır ve sıcak bir iklimde onu anlama imkanı verir. Demokrat bir insan karşı tarafı eleştireceği zaman bile bunu uygun bir üslupla yaparak mesajını nazik bir şekilde iletir. Demokrat bir genç kavgalara kolay kolay karışmaz, gaza gelip başkasının maşası olmaz. Demokratlığın en büyük özelliği karşısındakini olduğu gibi kabullenmek ve onu değiştirmeye teşebbüs etmemektir. Yani demokratlık ortak akıldır ve kesinlikle başkasına kendi fikrini empoze eden bir araç değildir. Demokratlık bugün bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz ve çok az konuştuğumuz bir değerdir.

Ne ilginçtir ki demokrat devlet ve din adamlarımızın sayısı son derece azdır. Demokratlığa verilecek en güzel örneklerden biri rahmetli Bülent Ecevit ile Fethullah Gülen arasındaki ilişkidir. Birbirine zıt kutuplar gibi gözükse de ikisinin birbirine karşı olan hoşgörüsünü biz  anlamakta halen zorlanıyoruz. 1999 yılı 28 Şubat zamanında cemaate yapılan sistematik post-modern darbe girişiminde Ecevit demokratlığını bozmamış, ülke içindeki yüzlerce ve dünyaya yayılan 120 ülkedeki okullar hakkındaki olumlu ve objektif düşüncelerini dile getirmekten korkmamıştır. Düşünsenize İslami partilerin, cemaatlerin ve sözüm ona dindar grupların olduğu bir zamanda Fethullah Gülen’i kollayan ve darbecilere dik duran sadece sosyal demokrat bir partinin lideri olmuştur. Bundan dolayı Fethullah Gülen “ahirette bana şeffat hakkı verilse bunu ilk önce Sayın Ecevit için kullanırım” demekten kendini alıkoyamamıştır. Sayın Fethullah Gülen’i de zaten sadece okullar ile değil aynı zamanda hoşgörü ve diyalog eksenli çalışmalarıyla tanıyoruz. Türkiye’deki farklı inançlar arasındaki hoşgörü zeminini ilk olarak Fethullah Gülen manevi lideri olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla başlatmıştır. Bulduğu her fırsatta İslam’ın bir hoşgörü dini olduğunu anlatmaya çalışmış ve İslam dininde demokratlığın var olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Demek ki zıt kutuptaki fikirden insanlar olsa bile demokrat kimlikleriyle bir araya gelip dertleşebiliyorlar. Bundan dolayı Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dindar gençlik söylemi yerine demokrat nesil argümanını kullansaydı eğer belki de hoşgörü zemininde laikliğe hassas insanların desteğiyle de ülkedeki din eğitiminin kalitesini birlikte arttırabilirdi. Seneler önce cember.net diye bir iş-network forumunda laik kesimden dostlarım dindar bir gençliğin öneminden bahsedip din eğitim kalitesinin arttırılmasına yönelik çözümler üretiyorlardı. Doğrusu o zaman çok şaşırmıştım. Ülkeye şeriat gelecek korkusunu derinlemesine yaşayan laik hayatı benimsemiş arkadaşlarımın bu konuda çözümler araması beni çok şaşırtmıştı. Bunun cevabı aslında forumun demokratlık düzeyiyle ilgiliydi ama ne zaman ki sözde dindar insanlar forumlara girip tartışma çıkaracak ortam yarattılar bu türlü çözüm önerileri de hemen şekil değiştirmişti ve sanal ortamda yine klasik tartışmalar başlamıştı.

Bazen salt dindarlık veya laiklik fikirleri gerçekten çözüm değildir. Üniversite’den sonra bir kaç sözde muhafazakar şirketlerde çalıştıktan sonra bundan böyle bu tür şirketlerden uzak durmam gerektiğini anlamıştım. Sigortaların doğru dürüst yatmaması, maaşların geç yatması ve az olması, kurumsallığın yok denecek kadar az olup resmi izin günlerinin bile belli olmaması ve insan ilişkilerindeki ahbap çavuş ilişkisi beni muhafazakar şirketlerden soğutmuştu. O zamandan beri öyle yerlerde çalışmamaya özen gösteriyorum. Aynı durumu yaşayan başka arkadaşlarım da olunca özellikle iş dünyasının profesyonellik, kurumsallık ve etik değerler üzerine döndüğünü daha iyi anlamıştım. Siz istediğiniz kadar genç nesli dindar veya laik yapın, mentaliteyi profesyonelleştiremediğiniz takdirde ve onlara demokrat bir kimlik kazandırmadığınız müddetçe siyasette de ekonomide de durumumuz aynı tas aynı hamam devam edecektir. Bu bozuk mentaliteye sırf başörtüsünden dolayı bayanları işe almayan şirketler de dahildir. 30 dakikalık Cuma namazı için bile bahaneler üretip izin vermeyen ama günde 8 defalık sigara molasına ses çıkartmayan işletmeler de bahsettiğim bozuk mentaliteye sahiptir.

Bu bağlamdan şahsen ben Sayın Başbakan’ın hedef ile hedefe varılacak yöntemleri birbirine karıştırdığını düşünüyorum. Laikliğe hassas Türk vatandaşları da demokrat bir zeminde dindar bir gençliğin gereksinimini kendileri kabul edecek ve destek çıkacaklardır. Onların damarına basıp tartışma ortamları yaratacak sözler söylemek kimseye bir fayda sağlamayacak ve sadece kutuplaşmaları körükleyecektir. Birgün bu saçma sapan tartışmaları ne zaman geride bırakıp karşılıklı hoşgörü içerisinde dertlermize çözüm arayabileceğimizi gerçekten çok merak ediyorum. Belki böyle bir gün geldiğinde birlikte ülkenin ismini bile değiştirebiliriz: Demokratik Türkiye Cumhuriyeti

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s