İlişkide Aşk mı Şefkat mi?

İster bayan ister erkek olun, hayatın doğal akışı içinde bir şekilde birisiyle tanışıyorsunuz, seviyorsunuz veya ayrılıyorsunuz. Çevrenizdeki arkadaşlarınızdan sofistike yöntemler duyduğunuzda eminim siz de benim gibi ilişkinin çok karışık ve formülü olmayan bir şey olduğu kanısına varıyorsunuzdur. Aslında bir erkek ile bayan arasındaki ilişkiyi karışık yapan bizleriz ve sonra işin içinden kendimiz çıkamıyoruz. Bundan dolayı bu yazıda aşk ve şefkati karşılaştırarak ilişkinin kurallarını basitleştirmeye çalışacağız.

Bizler “şefkat” in sırrını akletmeyerek şiirlerimizde, yazılarımızda ve filmlerimizde daha çok “aşk” konusu üzerinde duruyoruz. Halbuki erkek-bayan ilişkilerinde şefkat çok daha önemli bir yer tutmaktadır.

Bu bağlamda erkek-bayan ilişkilerini basit anlamda 2 ayrı yöntem üzerinden yorumlayabiliriz.

Birinci yöntem saygı-sevgi-aşk yöntemi, ikincisi de saygı-sevgi-şefkat yöntemidir. Bu kadar basit formülde biz ilişkilerimizde daha çok saygı-sevgi-aşk üçlüsünü seçiyoruz ve sonunda da kaybeden yine biz oluyoruz. Elbette ilk önce saygı gelir. Saygı olmadan sevginin bir önemi de kalmaz. Bir insana sevgi duyduktan sonra da karşılıklı aşka yelken açabilirsiniz. Günümüzde medyanın etkisiyle de insanlar daha çok aşka yelken açmayı tercih ediyorlar. Düşünsenize aşk malzemesiyle biz flört ediyoruz, sinemaya, tiyatroya ve dışarıda yemek yemeye giderek kapitalist dünyanın en önemli müşterileri oluyoruz. 14 Şubat’ta çiçekler, hediyeler alarak ekonomiye katkıda bulunuyoruz. Bunların kötü şeyler olduğunu iddia etmiyorum elbette.

Bunun yanında siz hiç bir “şefkat” günü duydunuz mu veya bununla ilgili kaç tane şiir okudunuz. Ekonomiye şefkat objesi üzerinden katkı yaptığımızı da hatırlamıyorum. Şefkat genellikle sadece annelere yakıştırılır ve sanki sadece annelere mahsus bir özellikmiş gibi sunulur. Halbuki şefkati bir erkek-bayan ilişkisinde de görebiliriz ve görebilmeliyiz. Aşk eninde sonunda bir gün sönecek ve eski heyecan kalmayacak ve bizi ilişkinin sürdürülebilmesi için farklı yöntemler aramaya yönlendirecek. Genelde aldatmalarla veya ayrılıklarla sonuçlanan bu muammayı biz şefkati anlayarak çözebiliriz.

İngilizce’de “affectionate” kelimesi Amerikalı’ların severek ve sık sık kullandığı kelimelerden olup özellikle bayanlar için tanımlanıyor. Bir bayanın sevecenliğini ve şefkatini gösterebilme özelliğine “affectionate” diyorlar. Özel sohbetlerimde Amerikalı erkek dostlarımdan kendi kız arkadaşlarını veya eşlerini tanımlarken bu kelimeyi çok defa kullandıklarına şahit oldum. Sanırım Türkiye’de ilişkilerde biz “şefkati” Amerikalılar kadar anahtar kelime olarak kullanmıyoruz. Elbette bir erkeğin en çok hoşlanacağı şey bir bayanın şefkatini gösterebilmesi olacaktır. Yalnız bu sadece bayanlara mahsus bir özellik değildir. Erkeklerin de kendilerine göre karşı tarafa şefkatlerini gösterebilmeleri gerekir.

Bir erkek sevdiği bayanı bir çocuk gibi sevdiğinde bazı bayanlar bu duruma alınıp “beni çocuk gibi sevmeyi bırak” şeklinde tepki gösterebiliyorlar. Halbuki çoğu durumlarda böyle bir sevme yöntemi erkeğin şefkatini gösterebilmesi ve ilişkinin sağlıklı olabilmesi için daha önemli olabilir. Şefkatli erkek sevgilisini sadece süreti ve şemali için değil, onda bulduğu tatlılığı ve sevecenliği için de sonsuza dek sevebilir. Ne yazık ki bayanlar “aşk” konularına erkeklerden daha hassas olduklarından erkeklerin bu tutumunu göremeyip işin sadece hissi planını gözetebiliyorlar. Erkekler bayanlara göre duygularını göstermekte daha çok zorlandığından zaman zaman saçmaladıkları da olabiliyor. Saçma sapan seven erkek bir bayan için kanımca daha makbuldür.

Türk dizileri ve Hollywood filmlerinin etkisinde kalan genç kızlar beyaz atlı prensini bulacağını zannederek çoğu zaman aşkı tercih edebiliyorlar. Bir erkeğin sevgilisini veya eşini şefkatle okşamasının değerini bilmeyen binlerce bayan bulabilirsiniz. Bu tür durumlarda gençlerin en çok yanıldıkları nokta ilişkinin aşkla başlaması gerektiğidir. Bir ilişkinin aşk meşkle başlaması gerekmiyor. Arada güçlü hislerin olması elbette önemlidir ve olması gerekir lakin bu hislerin aşktan mı geldiği yoksa şefkatten mi geldiği daha önemlidir.

Bu hatayı tabii ki erkekler de yapıyor ve aradığı bayanı daha çok fiziksel özelliklerine göre seçiyor. Dolayısıyla şefkat hem erkeğin hem de bayanın üzerinde iyice düşünmesi gereken bir konudur. Şefkati tercih eden bir birey ayrılıklarda aşıklardan daha az acı çeker çünkü aşktaki gibi körü körüne bir bağlanma yoktur. Şefkatin özünü yakalamış taraf eski partnerinin iyi özelliklerini düşünerek, ayrılığında bile onun iyiliğini ister. Şefkat gerçekten de çok masum bir duygudur ve sahibinin içinde hiç bitip tükenmeyen bir hazinedir. Şefkat eden kişi ayrılık acısı yaşayan aşıktan daha iyi tevekkül edebilir.

Buradaki amacım aşkı yerip yerin dibine geçirmek değil. Aşk yerine göre oldukça büyük bir duygudur ve dinler tarafından bile kabul edilmiş ve kutsal sayılmıştır. Kimseye söylemeyerek aşkından ölen bir gencin şehitlik mertebesine ulaştığını söyleyen bir dinimiz vardır. Aşkın uğruna dağlar delinmiş, ağıtlar yakılmış ve nice destanlar yaşanmıştır. Belki de destanların aşk hikayelerine atfedilip şefkate hiç değinilmemesi, şefkatli sevgililerin gurur yapmadan onurlu bir şekilde bir köşeye çekilmesinden kaynaklanıyor olabilir. Evet yerine göre dinler tarafından kutsal sayılmış, uğruna şiirler diz boyu söylenmiş, şimdilerde de kapitalist düzen işin suyunu çıkarmış ve biz de sorgusuzca tüketicisi oluşumuzdan şefkat hep geri planda kalmıştır.

Günümüzde ayrılıkların ve boşanmaların arttığı bir dönemde şefkate herşeyden daha çok muhtacız. Evliliklerimizi aşkın üzerine değil şefkatin üzerine bina etmeliyiz. En güzel sevgi karşılıklı şefkat gösterenler arasında gerçekleşir. Şefkatli hemen kızmaz, parlamaz, zor durumlarda alttan alır. Aşkın karşılığını bulamayan çok yüklü bir duygu yoğunluğu içinde kontrolden çıkabilirken şefkatli  ise karşılık görmek için elinden geleni yapar ama olmadığında da bir köşesine rahatlıkla çekilebilir.

Doğal şartlar içinde erkeği yine avcı kabul ettiğimizde, karşılık vermeyen kız tarafı erkeğin kendisine aşık olduğunu sanarak yanılabilir ve farklı bir tercih yapıp uygun olmayan bir adayı bulduğunda ise eski aşığı bu duruma sevinirken şefkatli ise sadece acır. Şefkatli herhangi bir intikam hissi ve öfke beslemeden sessizce “hayırlısı, kısmet değilmiş, canın sağolsun” diyerek ayrılırken aşık  kişi “oh olsun, ahım çıkacak, yapmayacaktın” şeklinde karşı tarafa duygularını çocukça dile getirir.  Şefkatin en güzel tarafı ise tarafların yaşlandıklarında bile muhabbetlerinin devam etmesidir.

Bazen aşk tercih edilen bir yöntemden ziyade  kendiliğinden gerçekleşen bir duygu gibi gözükse de pek çok aşık ile konuştuğunuzda bunun gerçekten de bir tercih olduğunu göreceksiniz. Hem aşk hem de şefkat sizin tercihinize bağlıdır. İkisi de olamaz mı sorusunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette zaman zaman ikisi de olur. Genellikle aşk şefkatten önce gelir ama yine de siz en iyisi aşkla başlamış olsanız bile sonrasında şefkati seçmeyi ihmal etmeyin çünkü son sözü şefkat söyleyecektir.

5 thoughts on “İlişkide Aşk mı Şefkat mi?

  1. Geri bildirim: Aşkın 3 Büyük Tehlikeli Oyunu « 2kere2beseder

  2. Geri bildirim: Kadınlar Ne İster? | 2kere2beseder

  3. Şefkat, aşktan üstündür. Zira şefkat hiçbir karşılık beklemedeken sevmektir. Halbuki aşk, muhataptan karşılık gelmezse olmaz, mutlaka karşılık ister. Aşk sahibini yakar.Şefkat hâlistir, mukabele istemiyor, sâfi ve ivazsızdır. aşk ücret ister ve mukabele talep eder. Aşkın ağlamaları bir nevi taleptir, bir ücret istemektir. Güzel yazı ve tesbit. Google’a aşk yazınca zibil gibi dökülüyor literatür, ama şefkatten bahseden yok…bilen de yok. Müşfik eş bulmak zor bu devirde.

  4. Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyesi
    ===========================================
    Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

    “Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş… Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

    Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

    Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?”

    Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

    “Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.

    Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.

    Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. ”

    Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

    “Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.

    Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

    Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

    Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

    Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

    “Asıl ders bu değil!” dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

    “Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak…

    İkisinde de bir tat yok ” Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. “İçmek istersin herhalde” dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

    “Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi…

    Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.”

    ___” ANONİM “___

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s