Nasrettin Hoca da bir Dünya Starı Olabilir

2012’ye girdikten bir gün sonra Facebook sayfama “Çarşaf çarşaf noel fotoğraflarını yayınlayan Türk arkadaşlarıma saygımız sonsuz ancak marifet noel babayı tanımakta değil, asıl marifet Nasrettin Hoca’yı bütün aleme tanıtmakta… birinden hediye diğerinden zeka fışkırıyor..”  deyince çevremden hem olumlu hem de olumsuz tepkiler almıştım. Niyetim kimseyi kırmak değildi, sadece Hristiyan ikonu olan bir pazarlama figürünü bizim aşırı sahiplenmemiz benim zoruma gitmişti o kadar. Gelen tepkilerden sonra bununla ilgili düşüncelerimi paylaşmaya karar verdim.

İlk öncelikle Noel Baba’yı tanıyıp yiğidin hakkını verelim derim. “Santa Klaus” adıyla bilinen Noel Baba 4. yüzyılda günümüzün Antalya’nın Kale ilçesi (Myra) yaşamış “Aziz Nicholaus” (Aziz Nikola) isminde bir Hristiyan azizidir. Babası öldüğünde büyük bir servetin tek mirasçısı olmuş, yaşlılara, fakirlere ve yoksullara geceleyin gizlice yardım etmeye başlamıştır. Fakirlikten dolayı genç kızlarını satmayı düşünen bir babayı görünce, gururlarını kırmamak için evine gizlice girmiş ve genç kızın çeyizine bir kese altın bırakarak kötü yola düşmesini engellemiştir. Bazen de eve giremediğinde gizli yardımlarını bacadan içeri atarak yapmıştır.

Bu yardımlar daha sonra açığa çıkacak, “Bana değil, Tanrı’ya şükret” diyerek mütevaziliğiyle çevresinde hüsnü kabul görecek ve insanların arasında bir hediyeleşme kültürünün başlamasına ön ayak olacaktır. Aynı zamanda boğulmuş bir insanı tekrar diriltebildiği, yaşadığı Myra kentindeki kıtlığı dualarıyla bitirmesi ve öğrencilerin koruyucusu olduğu gibi hakkında pek çok menkıbe anlatılagelmiştir. Çocukların, mahkûmların, denizcilerin ve gezginlerin koruyucu azizi olarak saygı gösterilmektedir. Aziz Nicholaos’ın ölüm günü tüm Hıristiyanlarca 6 Aralık olarak kabul edilir. Ancak bu tarihin kesin bir kaynağa dayandığı söylenemez. Zaten Aziz Nicholaos’ın varlığını destekleyen hiç bir tarihi belge de mevcut değildir.

Buraya kadar herşey tamam da Aziz Nikola’nın günümüz modern Noel Baba’sı olarak nasıl efsaneleşmiştir? Söz konusu efsane çocuklara hediye verilmesi geleneğinin, Piskopos Nikola’yı konu alan Hollanda efsanesi Sinterklaas’a dayandığı kabul edilir. Bu efsane ilk kez Hollandalı göçmenler vasıtasıyla Amerika’daki New Amsterdam’a (günümüz New York City’si) ulaşmıştır.

Noel Baba, efsaneye göre Kuzey Kutbu’nda eşi ile birlikte yaşar. Elfleri ile birlikte çocuklar için oyuncaklar yapar. Çocuklar kendisine mektupla Noel için hangi hediyeyi istediklerini bildirirler.  Noel Baba da ren geyiklerinin çektiği uçan kızağını hediyelerle doldurur ve evlere bacalardan girerek herkesin hediyesini dağıtır.  Zamanla bu efsane bütün dünyada yayılmaya başlamış ve günümüzün modern Noel Baba’sı doğmuştur.

Efsaneyi iliklerine kadar yaşayan bütün dünya insanları Noel Baba’nın detaylarına da vakıftır ancak işin pazarlama boyutunun farkında değildir. İlk önce kutuplardan geldiği için artık yeri bellidir, yani soğuk bir yerdir. Aynı zamanda kır saçlı, uzun kır sakallı, sevimli, koca göbekli, tonton birisi olarak resmedilir. Beyaz tüyleri olan kırmızı bir cüppe giymekte aynı görüntüde bir de kukuleta takmaktadır. Bitki örtüsü ise çam ağacından başka bir şey değildir.  Dikkat ettiyseniz yeri, kıyafeti, bitkisi ve kişiliği ciddi bir bütünlük oluşturur ve en önemlisi hepsi sadedir.

Mesela  cübbesindeki kırmızı-beyaz renkleri her tarafın kış yani beyaz olduğu bir yerde seçilebilecek en uygun renk ikilisidir. Marka yaratmakta sadelik en önemli şartlardan biri olduğu biliyoruz. Kırmızı-beyaz ikilisi kış gibi zorlu bir mevsimde tüketim çılgınlığını oluşturabilmek ve insanların aklında kalabilmesini sağlamak için seçilebilecek en uygun marka kombinezonudur. Zaten dikkat ettiyseniz Hollywood aksiyon filmlerinde dövüş sahnelerini karın üzerinde  kırmızı kanı akıtarak seyirciyi etkilemeye çalışır.

Bundan dolayı kutuplar hep soğuk olmasına rağmen noelin kışın kutlanması son derece anlamlıdır. Ayrıca sevimli geyiklerinin kızağını uçarak taşıması sayesinde Noel Baba’nın ulaşım sorunu da halledilmiş ve çocuklara hediyelerini götürmemek için hiç bir sebep kalmamıştır.

Ne derseniz deyin, ister efsane ister yalan dolan deyin, Noel Baba Anglo-Sakson ırkının icat ettiği tarihteki en büyük pazarlama kültürüdür. Kendileri bu kültürü  o kadar çok sahiplendiler ki biz Türkler Hristiyanlık motiflerine dayanan bu efseanevi kültürü bilinçsiz bir şekilde uygulamaktan hiç çekinmedik. Kışın çam ağacı alıp süsledik, çocuklarımıza hediyeler verdik ve şuursuz bir şekilde birbirimizin noelini kutladık. Biz “Christmas” ı kutlamıyoruz, biz “yılbaşını” kutluyoruz diyerek te mazeret ürettik.

Halbuki yukarıda anlattığım Noel kültürü Hristiyanlarca “Christmas” olarak 25 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğumu ile birlikte kutlanır.  Sanırım biz gururumuza yediremeyip bir kaç gün öteleyip yılbaşı olarak kutlamaya karar verdik. Facebook sayfamda arkadaşlarımın yılbaşındaki noel çam ağacını zoom yaptığımda “Merry Christmas” yazısının ağaca yerleştirildiğine şahit oluyorum. Sanıyorum noel çam ağacı satın alındığında bu yazıyı birlikte veriyorlar ve bilinçsiz aileler nasıl olsa yılbaşını kutladıkları için bu yazıyı kaldırmayı akıllarına getirmiyorlar. Hediyeleşmek iyidir ancak ben bir Müslüman-Türk olarak evime çam ağacı alıp, çocuklarımla veya yeğenlerimle hediyeleşip noeli kutlamak çok zoruma gidiyor.

Başkalarına saygı duysam da bir çözüm üretmeden insanları boşu boşuna eleştirdiğimizi düşünüyorum. Bundan dolayı bizim kendi kültürümüz olan Nasrettin Hoca’yı bir dünya starı yapma fikrini ortaya atıyorum. İsterseniz ilk önce Nasrettin Hoca’yı birlikte gözden geçirelim.

Tarih kitaplarında yazılanlara göre Nasrettin Hoca 1208-1284 yılları arasında Selçuklu Devleti zamanında yaşamıştır. Sivrihisar’ın Hortu yöresinde doğmuş, değişik medreselerde önemli alimlerden ders almıştır. Zamanla medresede ders okuttuğu ve kadılık görevini de yürüttüğü için kendisine “Nasuriddin Hâce” adı verilmiştir.

Nasrettin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkmıştır. Söylemlerini soyut bir biçim kullanmak yerine yaşadığı olaylarla kurduğu ilişkiye dayanarak kullanmıştır. Bu olaylar genellikle Anadolu halkının arasında geçer ve anlatılagelen fıkralar iğneli, alaylı ve güldürü öğelerini içerir. Bilgin, bilgisiz, açıkgöz, vurdumduymaz, kurnaz gibi değişik nitelikleri halkla kurduğu diyalogla zekice hicveder.

Üzerine bindiği eşek Nasrettin Hoca’ya ait olan önemli bir espri ikonudur. Eşek bir nevi acıyı, sıkıntıyı, dayağı ve açlığı ve en önemlisi o zaman ki halkın bineğini simgelediği için, söz konusu eşek Nasrettin Hoca’dan kesinlikle ayrı düşünülemez. Zira o zamanki şartlarda “at” soyluların bineğini temsil ederken “eşek” fakir Anadolu halkının simgesi olmuştur. Bundan dolayı halk ta Hoca’nın eşeğine büyük bir titizlikle sürekli sahip çıkmıştır. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, “eşek evde yok” deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün “işte eşek ahırda” diye diretmesi karşısında, Hoca’nın “eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi” demesidir.

Aslında Nasrettin Hoca kendi devrinde dünya çapında bir halk filozofudur desek abartmış olmayız. Bu dönemde Moğol istilası yüzünden devlet güçsüzleştiği ve halk yoksullaştığı için fıkralarında toplumdaki olumsuzlukları, aksaklıkları ve çelişkileri anlatmaya çalışmıştır. Kendisi halkın anlayabileceği ve ders alabileceği bir üslupla iyiliği, kardeşliği, saygıyı, komşuluğu ve huzuru anlatmayı amaçlamıştır.

Bundan dolayı Anadolu halkı olarak Nasreddin Hoca’yı o kadar bağrımıza basıp sevdik ki, ona ait olmayan fıkraları ve gülmeceleri bile ona isnat ettik. Ancak ne yazık ki Nasreddin Hoca’yı fıkralarının ötesine hiç götüremedik. Halbuki Nasreddin Hoca eşeğinden ve fıkralarından daha fazlasını hak ediyordu çünkü halkın zekasını, espri yeteneğini ve özellikle kendisini temsil ediyordu.

O zaman gelin hep birlikte Nasrettin Hoca’yı biraz daha irdeleyelim. İlk öncelikle Hoca’nın yeşil cübbesi, asası ve eşeği gibi öğeler üzerinde duralım.

İlk önce Hoca’nın kıyafetinden başlayalım. O zamanın şartlarında halk cübbe giyerdi. Nasrettin Hoca’da bize hep yeşil bir cübbeyle tasvir edilmiştir. Bu durumda yeşil-beyaz renk ikilisini ve yeşilin motiflerini kullanmamızda bir sakınca yok. Yalnız yerli modacılarımızdan destek alıp cübbenin tasarımı üzerinde biraz daha durmalıyız. Bazı oynamalar yapılıp yeşil-beyaz cübbenin dini öğelerden birazcık arındırılması gerekiyor. Bununla birlikte büyük beyaz sarığına bence dokunmaya gerek yok.

Hoca hep köyde yaşadığı ve halktan biri olduğu için eşek ile ulaşım sorunu zaten kendi kendine halledilmiş oluyor. Yalnız bence gerçek eşekleri kullanmayalım, eşek tipinde Hoca’ya özgü sevimli motosikletler yapalım. Bu eşek-motosikletler de açık yeşil-beyaz renk motiflerinde olabilir. Bunu da motosiklet üreticilerine havale ediyoruz.

Bence Hoca’nın “asa”sı da önemli bir başka öğe. Asanın üzerinde de değişiklikler yapmamız gerekiyor. Benim aklıma gelen asanın çok amaçlı olarak insanlar tarafından kullanılmasını sağlamak. Öncelikle asa hafif ve taşınabilir olmalı. Ucu gazoz kapağını açabilmekten tutun usb girişine kadar çok amaçlı tasarlanmalı. İsviçre çakısının teknolojik hali gibi düşünebilirsiniz. Bir asanın ucunda dünya kadar yapılabilecek inovasyon geliştirilebilir. Söz konusu “asa” herkesin elinde tutabileceği bir ürün olduğu için Hoca’ya ait çok önemli bir öğe olacaktır ve insanlar tarafından sevilecektir.

Yeşil-Beyaz renk motifleri, modern bir cübbe, sevimli eşek motosiklet ve asayla birlikte Hoca’nın karakter çalışmasını tamamladık ama henüz bitmedi çünkü şimdi de mevsime, lokasyona ve pazarlama stratejisine ihtiyacımız var.

Nasrettin Hoca hep köyde yaşadığı ve yeşil renk motifleri de ağaçları simgelediği için kutlamalar için mevsimlerden yaz ayını seçebiliriz. Zaten karikatürleri hep güneşli köy şeklinde çizildi hep. Kutlama tipi olarak benim aklıma “Nasrettin Hoca Festivali” geliyor.

Aslında Nasrettin Hoca ile ilgili bazı yerlerde küçük çapta festivaller düzenleniyor ancak benim kastettiğim tam olarak bu değil. Daha fazlasına ihtiyacımız var. Aynen Disneyland gibi ancak yeşil renk motiflerinden bir mütevazi yeşil-köy festival alanlarını hayalinizde canlandırın. Bunun için organizasyon şirketlerinin ve mimarların birlikte çalışıp her şehrin nüfusuna göre yeşil-köy festival merkezleri tasarlamaları gerekiyor.

İşin içinde “köy” olduğu için festivalin içinde köy kültürüne uygun leziz yemekler, soğuk ayran gibi içecekler ve bu yemekleri yiyebileceğimiz köy evleri olacaktır. “Köy” Anadolu’yu simgelediği ve pek çoğumuz böyle bir kültürü bildiğimiz için modern şehirlerde “Nasrettin Hoca Festivali” hepimizin hoşuna gidecektir. Elbette festivalin içinde konserler, stand-up gösterileri, eğlence merkezleri gibi eğlence etkinlikleri olacaktır. Benim kastettiğim bütün bunları yapmadan önce bütün festivali Nasrettin Hoca’nın temsil ettiği öğeler üzerinde inşa etmemiz ve festivale önemli bir anlam kazandırmamızdır.

Yalnız şimdi festival için sabit bir tarihe ihtiyacımız var. Bence yazın Haziran ayı başlangıcı iyi bir tarih. 1 Haziran‘ı Nasrettin Hoca Festivali olarak bütün şehirlerde ayrı ayrı kutlayabiliriz. Bu kutlamayı gerçekleştirmeden önce Yalova şehri pilot bölge olarak seçilip test edilebilir çünkü Yalova pek çok ilk proje için pilot bölge seçilen tipik küçük bir şehirdir. Başarılı olduğunda Türkiye’nin bütün şehirlerine yaymak sorun olmayacaktır.

Dikkatinizi çektiyse Noel Baba’nın sadece iyilik ve hediyeleşme niteliği olmasına rağmen üzerinde radikal değişiklikler yapılarak dünyanın en büyük tüketim kültürü yaratılmıştır. Noel Baba’ya ait olmayan pek çok özellik katmaktan çekinilmemiştir. Ben ise yukarıdaki teklifimde Nasrettin Hoca’yı aynen kabul edip üzerinde sadece değişiklikler yapmaya çalıştım. Bundan dolayı Nasrettin Hoca üzerinde anlattığım değişikliklerin çok yadırganmaması kanaatindeyim.

Yukarıdakileri biraz toparlayalım. İlk önce Nasrettin Hoca’yı bir karakter olarak modernce yeniden tasarladık sonra da onun için yeşil-köy festivali inşa ettik ve insanları buraya çekip eğlendirdik. İnanın bana eğer bu festivalleri ve içideki Nasrettin Hoca ikonlarını kendimiz özümseyerek kutlarsak ve sahip çıkarsak bu ilk önce başka Türk devletlerinin ilgisini çekecektir. Sonra Orta-Doğu devletlerinin sonra da bütün dünyanın ilgi alanına girekecektir. Hem yeni bir ekonomi yaratılmış olunacak hem de Türk Cumhuriyeti Devleti büyüdükçe bu kültürü bütün dünya zamanla kabullenecektir. Bununla ilgili yeni müzikler bestelenecek, filmleri yapılacak, yeni meslek alanları açılacak, haberleri basında yer alacak, şarkıcılar türkücüler bu festivallerde kendilerini göstermek için birbirleriyle yarışacak, çocuklar eğlenecek, karınlar köy yemekleri eşliğinde doyacak ve de en önemlisi köy kültürümüz modern çağa ayak uydurarak geçmişimize karşı vefa borcumuzu ödemiş olacağız.

Her yıl Noel Baba’yı tvlerde, evlerde, sokaklarda görmekten sıkılmış biri olarak kendi kültürümdeki gerçek bir öğeyi bir dünya starı haline getirmenin ve bunun için beyin jimnastiği yapmanın en doğal ve meşru bir hak olduğunu düşünüyorum.

12 thoughts on “Nasrettin Hoca da bir Dünya Starı Olabilir

  1. Geri bildirim: Yetiket Projesi’nin Felsefesi « 2kere2beseder

  2. Geri bildirim: Türkiye’de yaratıcılık için sanal kafaya ihtiyacımız var « 2kere2beseder

  3. Geri bildirim: Kolaycılık Felsefesi | 2kere2beseder

  4. Geri bildirim: Şükran Günü | 2kere2beseder

  5. Geri bildirim: Kişisel Gelişimi Konumlandırabilmek | 2kere2beseder

  6. Geri bildirim: İçeriğe İnanan Lider İhtiyacı | 2kere2beseder

  7. Geri bildirim: Türk Yapımı Animasyon Filmleri Neleri Değiştirir? | 2kere2beseder

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s