New Orleans: Burası Amerika mı?

İlk öncelikle hafızanızı tazeleyerek başlayayım. Hatırlayın, 2005 yılında Katrina kasırgası bütün şehri felç bırakmış, gölün  suyunu bütün şehre bırakmıştı. Bazıları Amerika’nın çaresizliğini, bazıları da yardımların bilinçli geç yapıldığı şeklinde demeçler vermeye başlamıştı. Evet, New Orleans şehrinden bahsediyorum, Amerika’nın güneyinde Louisiana eyaletinde Fransız kültürüyle cem olmuş, eskiden Amerika’nın New York’u olarak bilinen yerin ta kendisi.

New Orleans denince akla ilk gelen şeylerin başında siyahi nüfusun bu şehirde yoğunluğu geliyor. Şehir merkezinde Obama’nın seçim kampanyası için yapılan gösterileri ve çalışmaları söylememe gerek yok sanırım. Ancak bu siyahi nüfus eğitim, ekonomik ve sağlık olarak oldukça düşük seviyede, bundan dolayı eskisi günlere nazaran hükümetten daha fazla sosyal yardım alabiliyorlar. Aynı zamanda köprülerin altındaki evsizler Amerika tablosunun klasik başka bir yüzü.

Eğer şehir merkezinde gezmek istiyorsanız, dikkatli olmalısınız. Suç oranı çok yüksek ve yabancı olduğunuzu hissettirmemeniz lazım. Buradaki siyahi(zenci demeyi doğru bulmuyorum) insanların gerçekten yaşama sevinci kalmadığını fark ettim. Adres tarifi sormak bile bu şehirde zor bir şey.  Bir seminere gitmek için koskoca otelin yerini sorduğumda dışarıdaki bir tezgahtar uzun uzun düşündükten sonra beni yanlışlıkla tersi istikamete yönlendirdi. Bilinen bir yer olduğunu var sayarak Google dan bakmayıp yerini hemen bulurum dedim ama bin pişman oldum.

Bu şehrin en sevdiğim yönü Fransız kültürünün var olması. Mesela yemek olarak Amerika’nın pek çok yerinde bulamayacağınız balık kültürü var. “CatFish”, “CrawFish” ve “Shrimp” çok meşhur. Catfish denmesinin sebebi balığın gerçekten de bir kediyi anımsatması. Doğrusu çok lezzetli ve her türlüsü var. Mesela “Fried” yani kızartılmışın tadına doyum olmuyor.

Crawfish’in görüntüsü ise akrepe benzediği için önünüze ilk geldiğinde çok şaşırıyorsunuz. Tabii ilk önce yiyemiyorsunuz ama sonradan alışıyorsunuz. Büyük bir tabakta onlarca crawfish birlikte servis ediliyor. Bunların hepsini nasıl yiyeceğim diyorsunuz ama telaşlanmaya hiç gerek yok çünkü her bir balığın gövdesini kabuğundan ayıkarak yediğinizden onlarcasını kısa zamanda bitiriyorsunuz.

Yalnız Crawfish’in yenip yenmemesi Müslümanlar arasında bir ihtilaf konusu. Canlı canlı kaynattıkları için yenmesinin caiz ama uygun olmadığı bildiriliyor. Sebebi ise canlı canlı kaynatıldığında lezzeti artıyormuş. Yani siz crawfish siparişi verdiğinizde aslında pek çok balığın vahşice canına okumuş oluyorsunuz. Ayrıca Crawfish için kullandıkları yağın domuz yağı olduğunu söyleyenler de var bundan dolayı pek çok Müslüman arkadaşımın Crawfish’ten uzak durduğunu biliyorum.

Gelelim meşhur Shrimp’imize. Shrimp aslında bir çeşit midye türü ( veya shellfish-su kabuklusu) ve burada çok fazla yeniyor. Sade olarak yendiğinde insana acayip gelebiliyor ama kızartılmışların tadına doyum olmuyor. Shrimp için insanlar genellikle aynı tecrübeyi yaşıyor, yani ilk önce sevmiyorsunuz ama sonradan zamanla alışıyorsunuz. Çin lokantalarında shrimp, pilav ve salata harika bir üçlü oluşturuyor. Aslında bütün lokantalarda her türlü yemekte çok standart bir katkı yemeği olarak ta kullanılıyor.


Catfish-Denizdeki gerçek hali


Catfish-Kızartılmış


Crawfish


Crawfish – Mönü


Crawfish-canlı canlı kaynatılırken


Crawfish işte böyle kağundan ayrılarak yenir


Standart Shrimp


Shrimp-Jumbo çeşidi


Lezzetli bir shrimp-pilav-yeşillik üçlüsü


Shrimp-Denizdeki gerçek hali
Yüzlerce shrimp çeşinden sadece biri

Artık midemizi doyurduk şimdi geldik New Orlean’sın eğlencelik yönüne.

“Mardi Gras” festivali

New Orleans’a gelip te Mardi Gras festivaline katılmamak olmaz. Mardi Gras’ı bir çeşit Brezilya’lıların Rio Karnavalına benzetebilirsiniz, bir tek Samba’sı eksik. Mardi Gras sonundaki “s” olmadan okunuyor. Bu festivalde o kadar çok kostüm, içki ve boncuk tüketiliyor ki bazı insanlar buraya “Sin City” yani “Günah Şehri” tanımlaması yapıyor. Boncuk (bead) dediğimiz aslında, rengarenk irili ufaklı, boynunuza geçirebileceğiniz boncuk halkası. Önünüzden karnaval geçerken en önemli kural, arabalardan fırlatılan boncukları havada yaklamanız, tabii bunun için karnaval konvoyuna avazınızın çıktığı kadar bağırarak tahrik etmeniz gerek. Konvoydan size fırlatılan boncukları havada yakalayıp boynunuza geçirmeniz lazım. Eğer yere düşerlerse kesinlike yerdekilere itibar etmemeniz lazım. Tutamadıysanız çığlığa devam, ta ki yeni boncuk halkası tutana kadar.

İlk önce böyle bir şeyden insanlar nasıl zevk alıyor diyorsunuz ama aralarına girdiğinizde kendinizden geçmeye başlıyorsunuz. Doğrusu New Orleans’ta en zevkli günlerimden biriydi. Mardi Gras festivalinin en büyük özelliği New Orleans’a has olması ve Louisiana eyaletinin diğer şehirleri tarafından bile çok kabullenilmemesi. Mardi Gras hayranları diğer şehirlerden akın akın buraya geliyorlar ve karnavalın geçeceği yol boyunca günlerce sandeleyelerini ve koltuklarını yerleştirerek karnavala eşlik ediyorlar. Tabii ki bu durumda trafik tam anlamıyla felç oluyor.


Mardi Gras’ya periyodik olara ara veriliyor. Her yer çöp, içki kokuyor ama bizim eğlencemize diyecek yok doğrusu


İnsanlar boncukları kapmak için yarışta

 

Bourbon Street

Dünyanın en meşhur ama en çok günah işlenen caddelerinden birisi desem yeridir. Eğer New Orleans bir “Sin City” ise burası da onun merkezidir ve şeytanın otağıdır. Kulüpler, eşcinsellik, kumar, pavyonlar ne ararsanız mevcut. Günah ve eğlence adına zengin bir içerik sunan bu yer aynı zamanda pek çok filme de konu olmuş. Eğer X-Men serisinin Origins- Wolverine filmini izlediyseniz, kahramanımızın Bourbon Street’teki bir bara gelerek başka bir mutantla dövüştüğü sahneyi hatırlayacaksınız. Film demişken, New Orleans’ta çekilen diğer filmler Denizel Washington’un oynadığı Deja Vu (2006) filmi ve Brad Pitt’in “The Curious Case of Benjamin Button” filmidir. Aynı zamanda ismi duyulmamış pek çok film de burada çekilmektedir. Bu şehirde film şirketleri vergiden muaf olduğu için film çekmek cazip hale geliyor ve şehre ciddi bir gelir kaynağı getiriyor.

Eğer Mardi Gras zamanında Bourbon Street’e giderseniz hayatınızda göremeyeceğiniz şeylerle karşılacaksınız. İlk öncelikle tıklım tıklım, adım atılacak yer olmadığını göreceksiniz. İkincisi, herkes alkollü ve büyük bir gürültü var. Normal içeceklerine bile alkol koymayı ihmal etmiyorlar. Balkonlardan kadınlar ve erkekler aşağıdaki insanlara boncuk dağıtıyor ama bunun için aşağıdakilerin balkondakileri kışkırtması gerekiyor. Bunun karşılığında balkonlardaki bayanlar üstlerini bir kaç saniye için açıyor ve aşağıdakiler mutluluktan uçuyor ve alkışlıyor. Arkasından boncuğu hak ediyorsunuz tabii başınız dönmez ve boncukları tutabilirseniz. Şimdi diyeceksiniz ki o balkonda erkeklerin ne işi var? Onlar da yanlarındaki eşlerinin veya kız arkadaşlarının göğüslerini bir kaç saniye kadar açmakla mükellefler. Karnaval işi tamam da bu balkon işi bizi bozar deyip ayrılmak zorunda kalıyorsunuz.


Bourbon Street


Bourbon Street – Mardi Gras – Gündüz vakti


Bourbon Street-Mardi Gras-Gündüz vakti


Bourbon Street – Şov akşama doğru başlıyor


Bourbon Street-Mardi Gras-Akşam vakti

Jazz Festivali

New Orleans a gelinir de Jazz festivaline gidilmez mi. Festival zamanına yetişmemişseniz bile Jazz dinleyebileceğiniz yerler mevcut çünkü Jazz’ın doğum yeri New Orleans. Şimdiye kadar hiç Jazz anım olmadı ve ilgi de duymadım, bundan dolayı bu konuda sizi Google amcaya havale ediyorum.

French Quarter

Şimdi parçaları birleştirmenin zamanı geldi. Yukarıda çeşitli yemeklerden, Bourbon Street, Mardi Gras ve Jazz dan bahsetmiştim. İşte burası yani French Quarter bütün bu yemek, tarih ve eğlence kültürünün kesiştiği ve doğduğu yer. Evet, New Orleans şehri ilk yapıldığında insanların yaşamaya başladığı mekan French Quarter. Amerikan tarihi çok derin olmasa da Fransızlar sayesinde burada Avrupa’daki gibi tarihi yapıtlar görmek mümkün.  Burası New Orleans’ın kalbi ve merkezi sayılır. Mississippi nehrini de barındıran ve şehre azıcık ta olsa boğaz havasıyla İstanbul’u andıran yerin kendisi. Bu yerde en sevdiğim yerlerden birisi ise “Cafe Du Monde”. 1862’de bir Fransız marketi olarak kurulan bu yer belli bir süre sonra kahve ve sair içeceklerin satıldığı yer haline gelmiş. Yarı açık küçük bir bina şeklinde ve herkesin size parmak ucuyla gösterebileceği bir yer olmuş. New Orleans’ın yerlilerine göre New Orleans’a gelip te Cafe Du Monde’ye uğramazsanız gerçekten ayıp edersiniz, zira bu kadar tarihi bir yeri görmeyerek New Orleans’a hakaret etmiş sayılırsınız!

Cafe Du Monde’yi “Franchise” modeliyle artık Starbucks gibi her yerde görmeniz mümkün. Amerikalı işte böyle, isim yapmış bir yeri en kısa zamanda “Franchise” yapmaya gayret ediyor. Bunu şundan söylüyorum. Üsküdar’a yakın patatesleriyle ve lezzetiyle fast food alanında isim yapmış bir “Patso Burger” yeri var. Gidenleriniz bilir, “Başka bir şubemiz yoktur” diye de bir de pankart asarak havalarını da satmayı ihmal etmezler. Şu anda o pankartı kaldırdılar mı bilmiyorum, ama isim ve markanın önemini Amerikalılardan öğreniyoruz dersem yeridir çünkü Amerikan mantığına göre zincir oluşturmak için sağlam bir halka oluşturmak yeterlidir. Anlayana sivri sinek Jazz, anlamayana davul zurna az!

                                              French Quarter – Garden District

 

                                    French Quarter – Garden District- Gündüz Vakti

      French Quarter

Cafe Du Monde Gündüz Vakti (yandaki yeşil mekan)

 

Cafe Du Monde 7/24 Açık

Dini Yaşam

Yemek, eğlence dedik üstüne günahlar şehri etiketi yapıştırdık ama madalyonun diğer yüzü çok farklı zira New Orleans ve çevresindeki şehirlerde inanılmaz bir dindarlık söz konusu. Çok sayıda kilise mevcut ve herkesin mutlaka gittiği bir kilisesi var. Zaten “Sin City” etiketini ve argümanını bu dindar kesim kullanıyor. Müslümanları tanıdıkça ön yargılarından vazgeçtiklerini ve Müslümanlara daha güzel bir bakış açısıyla baktıklarını da söyleyebilirim. İlgilenen insanları Türkiye’ye davet ediyoruz. Şu anda Türkiye’ye gidip gelen pek çok Amerikalı dostumuz mevcut. Bir tanesi benim eski patronum Mr. Rue. Kendisi işi gücünü satıp Türkiye’de bir yat satın alıp Turizm amaçlı işlettiriyor. Türkçe’de hemen öğrendiği için Türkiye Mr. Rue için artık 2. vatan sayılır.

Amerika’nın genelinde olduğu gibi New Orleans’ta da dindarlık  hayatın en önemli realitelerinden biri olarak görülüyor. Hafta sonları bazı kiliseler hariç, pek çoğu tıka basa dolu oluyor. Bu nüfusun yarısını da gençler oluşturuyor. Tabii ki çok sayıda Hıristiyan’ın misyonerlik yaptığını da unutmamak lazım. New Orleans’a bir saat mesafedeki okulumda yabancı öğrencilerle ilgilenen “International Office” i  “Misyoner Ofis” olarak tanımlasam abartmış olmam çünkü tek bir gayeleri var, mümkün sayıda insanı Hıristiyan yapmak. Ateist Çinli öğrencilerin kısa zamanda Hıristiyanlığa girdiğini bildiğimden, bu gayretin hiç te yabana atılır tarafı olmadığını düşünüyorum. Yine de bu International Office ler yabancı öğrencilere her türlü konuda yardımcı oluyorlar.

Elbette burada Amerikalı Müslümanlar da boş durmuyor. Afro-Amerikan yani siyahilerin camisinde bir Cuma namazı kılın başka bir yerde kılmak istemezsiniz. Her hafta yeni Müslüman olan göreceksiniz. En önemlisi siyahilerin İslam’ı çok çabuk ve kolay kabullendiğini göreceksiniz. Burada siyahiler arasında İslam çok hızlı yayılıyor. Aynı şekilde Pakistanlı Müslümanlar da harıl harıl çalışıyor. Her ay bir defa veya bazen birkaç kez Cuma namazından sonra yeni Müslüman olan Amerikalı görmeniz mümkün. Neyse New Orleans’ta din konusu bu kadar yeter şimdilik.

İş Alanları

Balıkçılık, pizza, lokantacılık, petrol rafinerileri, gemicilik ve tersane işleri, kimya endüstrisi, hayvancılık ve tarım burada geçerli alanlar. Eğer benim gibi bilişimciyseniz buradan kaçın derim çünkü bilişim sahası çok yetersiz ve az burada. Amerika’nın ikinci en fakir bölgesi Louisiana eyaletidir. En fakir eyalet her zaman Mississippi oldu ve liderliği kimseye kaptırmadı. Yine de Louisiana eyaleti Texas’tan sonra petrol ve türevleri üretimi konusunda iyi bir konuma sahip. Master programımda endüstriyel kimya dersleri zorunluydu ama hayatımın en önemli ve öğretici derslerinden biriydi diyebilirim. Türkiye’de nötronların ve elektronların sayılarını bilmekle veya organik bileşenlerin yapılarını bilmekle kimya öğrendiğimi sanıyormuşum. Türkiye’de pratik hayatta uygulaması en çok yaygın, kullanışlı ve zevkli olabilecek bir dersi zevksiz hale dönüştürenlerin kulakları çınlasın.

Hurricane – Kasırgalar  

New Orleans’a Türklerin yapıştırdığı başka bir etiket “Helaket ve Felaketler Şehri”. Bu söylemde haksız sayılmazlar çünkü buradaki kasırgalar Türkiye’deki deprem gerçeği gibi bir gerçek. Kasırgaların depremlerden en önemli farkı ise ne zaman gelip vuracağının belli olması. Hatta yörüngesini bile önceden bilebilirsiniz. Yalnız kasırganın yörüngesi bazen beklenmedik şekilde yön değiştirebiliyor. New Orleansta kasırga sezonu Temmuz-Eylül arasında gözlemleniyor. Her sene olmuyor ama artık insanlar her an tetikte oluyor. Yetkili insanlar tarafından bütün kasırgalara ve hatta gelecek kasırgalara bir isim takmak ise artık sıradan bir iş oldu. Ayrıca bazı dindar Hristiyanlar bu kasırgaların geliş sebebinin “Sin City” olmasını gösteriyorlar.

Katrina Kasırgası

Yazımın başında buna vurgu yapmıştım. Katrina kasırgası 25 Ağustos 2005 yılında oldu. TV lerde bu felakete oldukça geniş yer verildi. O sıralar kardeşim New Orleans’a gelmeye çalışıyordu, vize de bir aksaklık olunca iki ay gecikmeli geldi. Eğer bu gecikme olmasaydı havaalanında çok ciddi bir şekilde sular altında mağdur olacaktı. Katrina gelmeden bir hafta önce herkes uyarıldı, ama sadece burayı terk edin dendi başka bir önlem alınmadı. Hastalar, yaşlılar, engelli insanlar ve hapishanedeki mahpuslar gibi insanlar için de herhangi bir önlem alınmadı. Bazı insanlar da kasırganın boyutunu önemsemedi ve şehirde kaldı. Katrina kasırgası gölün suyunu da alarak şehri tek kelimeyle felç etti. Şehir yarı sular altında kaldı. Binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu felaket çok boyutlu oldu. Mesela, kasırga su ile birlikte timsah ve yılan gibi hayvanları da şehre birlikte getirmişti. Kamera kayıtları olmasa da bazı insanların bu hayvanlar tarafından ısırıldığı ve hatta yendiği anlatılıyor. Belki abartıyor da olabilirler.

Yalnız şunu çok iyi biliyoruz, insanlar o kadar çaresiz kaldı ki, suyun yetişemediği bölgelerdeki alış-veriş merkezleri aç ve susuz kalan insanlar tarafından mecburen yağmalandı. İçinde art niyetli insanlar da olsa, o zamanki Bush hükümeti felaketlerdeki insanlara hızlı yardım göndermek yerine Irak’tan yağmacıları öldürmek için asker gönderdi. Bazı yağmacılar bu askerler tarafından öldürüldü. Bush hükümetinin en çok eleştiri aldığı nokta yardımların 1 hafta boyunca hiç gelmeyişiydi. Bu felaket hükümet tarafından günlerce sadece izlendi. Hükümetin bu tavrı siyahi insanlara olan ayrımcılığı tekrar tetikledi ve medyada tekrar tartışma konusu olunca o zamanın Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice Afro-Amerikan olduğundan dolayı açıklama yapıp ortamı yumuşatmak zorunda kaldı.

Katrina’dan sonra felaket psikolojisi hiç dinmedi, insanlar seminerlere başlarken veya herhangi bir konferansta konuşma yaparken mutlaka Katrina felaketine değinerek konuşuyorlar. Katrina dan sonra trafik kazalarının arttığı da gözlenmiş başka bir gerçek. Katrina kasırgası New Orleans ile o kadar özdeşleşti ki google a “New Orleans” yazıp resimlere tıklayın, pek çok Katrina resmine ulaşacaksınız. Bu kasırga hem şehirdeki nüfusu azalttı hem de şehrin ekonomisini ciddi oranda sekteye uğrattı. Katrina kasırgasının verdiği zarar $70-130 milyar dolar arasında olduğu hesaplandı.

 

Katrina Kasırgası şehri sular altında bıraktı

 

Katrina Kasırgası – Uydu Görüntüsü

Gustav Kasırgası

Ben New Orleans’a kardeşimden bir yıl sonra geldim. Kasırga sezonunda geldiğimden heyecanla haberleri takip etmeye başladım ama kasırga yön değiştirerek Mexico’yu vurdu. Ancak gelişimin ikinci yılımda Gustav kasırgası tecrübesini yaşadım. Yaşamaz olaydım.

Gustav kasırgasının Katrina dan daha güçlü haberi gelince New Orleans ve çevresindeki illerde inanılmaz bir hazırlık başladı. İnsanlar Katrina dan çok ciddi bir tecrübe edindikleri için hayatınızda göremeyeceğiniz bir kolektif çalışma meydana geldi. İlk öncelikle yaşlılar, hastalar, fakirler ve bazı öğrenciler için spor kompleksleri barınak olarak kullanıldı. Şehrin içinde kalacaklar için her şey hazır edildi. Mümkün mertebe New Orleans’a uzak yerlerde kalınmaya çalışıldı. Diğer taraftan valiliğin emrinde polisler ve medya harika bir işbirliği göstererek tam 4 milyon insanının arabalarıyla güvenli bir şekilde şehri terk etmesi için seferber oldu. İnsanlar medya aracılığı ile sürekli bilgilendirildi ve en üst düzeyde güvenlik önlemleri alındı.

Kasırga boyunca dışarı çıkma yasağı kondu ve yağmacılık birkaç yer dışında çok az görüldü. Biz Türkler de felaketten kaçmak için güvenilir olarak düşündüğümüz  bir saat yakınlıktaki Louisiana’nın başkenti Baton Rouge şehrine gittik. Yolda trafik inanılmazdı, yine de zor da olsa yerimize ulaştık. Sonra beklenmedik bir şey oldu, kasırganın derecesi düştü ve New Orlean’a beklenen zararı hiç vermedi. Yalnız yön değiştirerek Baton Rouge şehrini yani bizi vurdu! Gustav kasırgası Baton Rouge şehrini öyle vurdu ki, sabah dışarı çıktığımızda koskocaman ağaçlar yıkılmış, elektrik direkleri yerlerinden çıkmış veya yere düşmüştü. Şehir elektriğe bağlı olduğu için büyük sıkıntı çektik. Ancak, yetkililer buna da hazırlıklıydı, bütün ekipler dışarıda bir yandan yollardaki ağaçları direkleri kaldırıyordu diğer taraftan mahalle mahalle elektriği düzeltmeye çalışıyordu. Birkaç hafta içinde bu büyük felaket atlatıldı ve herkes evine geri döndü. Toplamda elektrik çarpmasından ve yangından dolayı ortalama 20 kişinin öldüğü haberi geldi. Gustav kasırgasında trafik ve elektrik çilesinden başka bir büyük bir sıkıntı olmadı ama bu sıkıntılar bile bu “Helaket ve Felaketler Şehri” nden gitmem için yeterli bir sebep oldu.

Sonuç olarak, New Orleans Amerika’nın içinde olsa dahi yukarıda anlattığım yönleriyle diğer şehirlerden biraz farklılık gösteriyor. Ben de birkaç gün içinde Louisiana eyaletinden tamamen ayrılıp başka bir eyalete geçeceğim. İnanın ayrılacağım için çok sevinçliyim!

Not: Yukarıdaki yazıyı 3 sene önce yazmıştım ve halen Arkansas’a geldiğim için çok sevinçliyim.

 New Orleans Akşama Doğru

 

New Orleans

 

New Orleans’ta günlük turlar

 

New Orleans-Jazz

8 thoughts on “New Orleans: Burası Amerika mı?

  1. Abin yazını okuyunca o günlere tekrar dönmüş oldum. Gustav kasırgasını ve yaşadıklarımızı hiç unutmayacağım.

  2. Zorlu ve kötü bir deneyim olmuş senin için. Özellikle kasırgadan kaçıp Baton Rouge şehrine gitmen ve kasırganın yön değiştirmesi çok kötü olmuş.

    • Fetvasını bilmiyorum ama Craw Fish canlı canlı kaynatılarak yapılıyor. Bir de domuz yağı da kullanıyorlar Craw Fish için onun için dikkatli olmak lazım.

      Bazıları da Shrimp gibi midye tüleri için caiz değil diyorlar ama mezhepten mezhepe değişiyor sanırım. Caiziyet kısmı İlahiyatçıların sorumluluğu, biz yiyiciğiz.. :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s